Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

HAMİLELİK

Yazılar
 

HAYDİ HASTANE BAVULUMUZU HAZIRLIYALIM

Hastanede sizin ve bebeğinizin ihtiyaçları için küçük bir bavul hazırlamalısınız.

Sizin bavulunuz;

  • Önden düğmeli iki gecelik veya pijama. Birini doğumdan önce sancı çekerken, diğerini doğumdan sonra giyersiniz. Gecelik kanlanabilir ya da ilaç dökülebilir.
  • Sabahlık ve terlik.
  • Hijyenik kadın pedi. (Hastanedeyken onlar tarafından verilir ancak eve giderken size lazım olacak)
  • İç çamaşırı.
  • İki tane önden veya omuzdan açılabilen emzirme sütyeni ve göğüs pedi.
  • İki tane çorap.
  • Tarak, makyaj malzemesi (makyaj yapıyorsanız), diş fırçası ve macunu, şampuan, lif.
  • Havlu peçete.
  • Sağlık sigortalı iseniz sağlık karnesi, evlilik cüzdanı, kimlik.
  • Kamera, fotoğraf makinası.
  • Odanın kapısına asılmak üzere balonlar, "Hoşgeldin Bebek" yazısı ve diğer süsler.
  • Oyalanmak için kitap, dergi, walkman vb.

Bebeğin bavulu:

  • Hastane çıkış kıyafeti
  • İki adet iç çamaşırı (body tercih edin).
  • İki adet çorap veya patik.
  • Hava soğuksa dışarıya çıkarken giydirmek üzere kalın başlık ve hırka.
  • Mevsimine göre penye ya da polar battaniye.
  • Çocuk bezi ve ıslak mendil (genelde hastane temin eder).
  • Küçük bebekler için yapılmış araba koltuğu .
Etiket :
MOTHER
07 Mayıs 2007
11:55
Yorumlar :0
 
 
 
 

LOHUSALIK DÖNEMİ

İlk 40 Günün Önemi...

Hamilelik dönemi vücudunuz için çok zorlu bir dönemdir. Bu süre zarfında tüm organlarınız ve uzuvlarınız limitlerinin sonuna kadar zorlanır. Mesela kalbiniz eski büyüklüğünün 1.5 katına çıkar ve yeri değişir. Damarlarınız eskisine oranla çok daha geniştir ve çok fazla kan iletir. Eklemleriniz ağırlaşan vücudunuzu taşımakta zorlanır. Aynı zamanda progestoren ve östrojen gibi hormonların seviyeleri çok yüksektir. Doğumun hemen ardından bu hormonların seviyeleri aniden düşer. Tüm organlarınız eski yerlerine ve büyüklüklerine döner. Kısaca bedeniniz eski haline dönmek için canla başla çalışır. Bunun için de süreye ve enerjiye ihtiyacı vardır. İşte halk arasında 40 gün diye bilinen bu süre bilimsel olarak altı haftadır.

Gerçekten de bu altı haftanın yani 40 günün sonunda kendinizi tam olarak iyileşmiş hissedersiniz. Bu hamileliğin nekahat dönemidir. Ancak bu dönem aynı zamanda sorumluluklarınızın inanılmaz arttığı bir dönemdir. Size tam anlamıyla muhtaç bir bebeğin sorumluluğu tüm zamanınızı ve enerjinizi alacak kadar büyüktür. Karşınızda çözmeniz gereken büyük bir sorun vardır. Bebeğinize 24 saat bakarken aynı zamanda da bol bol dinlenip iyi besleneceksiniz. Bunu nasıl başaracaksınız? Size önerilerimiz şunlardır:

  • Lohusalık döneminde yanınızda bir yardımcı bulundurun. Bu dönemin sonuna kadar asla yalnız kalmayın. Anneniz veya bir yakınınız bu konuda yardımcı olabilir. Yardımcınız yemek yapma, evin temizliği, misafirlerin ağırlanması gibi işlerin tümünü üstlenmeli. Eğer anneniz yanınıza gelmişse ve sağlık durumu bunları yapmasına izin vermiyorsa her gün eve gelip bu işleri yapması için yarım günlük bir yardımcı kiralayın. Eğer ekonomik durumunuz buna izin vermiyorsa hamileyken para biriktirin.
  • Bebeğinizi beslemek, uyutmak, altını değiştirmek ve banyo yaptırmak gibi bebekle ilgili işlerin haricinde kalan zamanınızı dinlenerek geçirin. Bebeğiniz uyurken siz de uzanın. Eğer uyuyabiliyorsanız uyuyun. Dinlenmeye hakkınız olduğunu ve dinlenmezseniz uzun süre iyileşemeyeceğinizi ve moral çöküntüsü yaşayacağınızı aklınızdan çıkarmayın.
  • Kendinizi çok iyi hessetseniz bile dinlenmeyi ihmal etmeyin. Bebeğiniz uyurken eğer uyuyamıyorsanız sizi ne dinlendirirse onu yapın.
  • Ev içinde yapılacak kısa yürüyüşler faydalıdır ancak egzersiz için henüz çok erken. Hava güzelse bebeğinizi de alıp dışarı çıkın. Bebeğinizi uygun şekilde giydirdikten ve başına kulaklarını da örtecek bir başlık taktıktan sonra bebeğinizi de dışarı çıkarabilirsiniz.
  • Bebek bakımını eşinizle paylaşın. Bu size bir dinlenme fırsatı verirken eşinizin de kendisini baba olarak hissetmesine yardımcı olur.
  • Herşeyin mükemmel olmasına çalışmayın. Bebek büyütürken çok katı kurallar koymak sakıncalıdır. Çünkü bunların çoğunu uygulayamazsınız. Özellikle sözkonusu olan küçük bir bebekse her zaman onun dediği olur. Buna hazırlıklı olun.
  • Özellikle evde yemek yapan başka biri olmalı. Çünkü bu dönemde hem emzirdiğiniz için hem iyileşme döneminde olduğunuz için dengeli beslenmelisiniz. Emziriyor olduğunuz için gereksiz kalori almamalısınız. Şerbetler, hoşaflar ve tatlılar ilave kilodan başka bir işe yaramazlar. Sulu yemekler, çorbalar, meyve ve sebze sizin için çok daha gereklidir.
  • Günde yaklaşık 1.5-2 litre su için
Etiket :
MOTHER
04 Mayıs 2007
12:01
Yorumlar :0
 
 
 
 

BEBEK BESLENMESİ

 0-2 AY ARASI BEBEĞİN BESLENMESİ

Bu dönemde öncelikle anne sütü tercih edilmelidir. 

Anne sütü, ideal olan 3 saatte bir verilmesi iken, pratikte bunu uygulamak zordur. Bebek istedikçe anne sütü verilebilir.

Yine birinci aydan itibaren D vitamini damla başlanmalıdır.

Eğer bebeğiniz anne sütü yetersizse veya anne sütü almıyorsa hazır mama verilebilir. Anne sütü yetersiz kalıyorsa bebeğinizi emzirdikten sonra alabildiği kadar biberon maması verilebilir.

Anne sütü yoksa hazır mamaları ana besin kaynağı olarak kullanabilirsiniz. Bu mamaları ilk bir ay ortalama 3 saatte bir (günde 6-8 kez) olacak şekilde ve her öğünde 120-150 ml arasında verebilirsiniz. Bebeğinizin kilosu arttıkça miktarını da artırabilirsiniz.

Etiket :bebek beslenmesi
MOTHER
01 Mayıs 2007
10:45
Yorumlar :0
 
 
 
 

BEBEK BESLENMESİ

3-4 AY BEBEĞİN BESLENMESİ

Yine ilk tercih anne sütü olmalıdır. Bebek istedikçe ve acıktıkça verebilirsiniz.

Anne sütü verilemiyorsa hazır mamalardan günde 4-5 öğün ve her öğünde 150-180 ml verebilirsiniz.

4. aydan itibaren bebeğinize verebileceğiniz ilk ek gıda meyve suyu olmalıdır. Mevsimine göre elma, şeftali gibi meyvelerin suları uygundur. Meyve suyu 1-2 tatlı kaşığından başlanarak ve zamanla artırılarak verilmelidir. Meyve suyunun hazırlanmasına çok dikkat etmelisiniz. Meyveler iyice yıkanarak, kabukları soyulur ve cam rendede rendelenir, temiz bir tülbent ile süzülerek suyu elde edilir.

5 AYLIK BEBEĞİN BESLENMESİ

Aldığı sürece anne sütü verilmelidir.

Hazır mama günde iki öğün 210-240 ml verilebilir.

Meyve püresi: Yine günde bir öğün mevsim meyvelerinden herhangi birisi püre şeklinde verilmelidir.

Sebze çorbası: Öğle öğününde 1-2 tatlı kaşığından başlanarak, yavaş yavaş artırılarak verilmelidir. (saat 12.00-13.00)

 Sebze çorbasının hazırlanışı: 4 su bardağı su, 2 ortaboy havuç, 1 ortaboy patates konarak ağzı kapalı olarak pişirilir. İndirildikten sonra tel süzgeçten geçirilerek içerisine 1 tatlı kaşığı irmik ilave edilir, bir miktar pişirilir. (veya 4 su bardağı su, 2 ortaboy havuç, bir ortaboy patates, bir tatlı kaşığı pirinç konarak ağzı kapalı olarak pişirilir.) Bebek bu çorbaya alıştıktan sonra mevsim sebzelerinin diğerleri eklenebilir. 

Yoğurt: İkindi öğününde verilmelidir. 1-2 tatlı kaşığı başlanır ve miktarı zamanla artırılır. (Saat 15.30-16.00) Vereceğiniz yoğurdun pastörize sütten mayalanması tercih edilmelidir.

Muhallebi: Gece yatmadan önce verilmelidir. (Saat 20.00) Muhallebi hazırlarken 1 su bardağı su, 2-3 tatlı kaşığı pirinç unu ile karıştırılarak iyice pişirilir. Ateşten indirildikten sonra 6-8 ölçek mama ilave edilir.

6 AYLIK BEBEĞİN BESLENMESİ

Anne sütü bebek aldıkça verilmelidir.

Hazır mama günde iki öğün 210-240 ml verilmelidir.

Meyve püresi: 1 öğün   (10.00)

Sebze püresi: 1 öğün (12.00-13.00)

Yoğurt: 1 öğün   (16.00)

Muhallebi: 1 öğün   (20.00)

7 AYLIK BEBEĞİN BESLENMESİ

Anne sütü bebek aldıkça verilmelidir.

Kahvaltı: 1 öğün (06.00-07.00) Akşamdan tuzu alınması şartıyla suda beklemiş peynir + haşlanmış yumurta sarısı (1/8) + reçel veya peynir . Tüm bunlar hazırlanmış mama içerisine veya pastörize inek sütü içerisine konularak ezilir. Bebek bu karışıma alıştıktan sonra sonra ayrı ayrı verilebilir.

Meyve püresi: 1 öğün   (10.00)

Sebze püresi: 1 öğün, kıyma(bir yemek kaşığı) ilave edilmiş şekilde verilmeldir.(12.00-13.00)

Yoğurt: 1 öğün   (16.00)

Muhallebi: 1 öğün   (20.00)

Hazır mama: Günde 1 veya 2 öğün hazır mama verilmelidir.

8 AYLIK BEBEĞİN BESLENMESİ

Anne sütü: Bebek aldığı sürece  verilmelidir.

Kahvaltı: 1 öğün (06.00-07.00)

Sebze püresi: 1 öğün (12.00-13.00)

Köfte: Sebze püresi ile öğlen öğününde 1-2 adet verilebilir.(Kıymanın  baharatsız kıymadan hazırlanması tercih edilmelidir.)

Yoğurt + Meyve püresi: 1 öğün   (16.00)

Muhallebi: 1 öğün   (20.00)

9-11 AY BEBEĞİN BESLENMESİ

Anne sütü: Bebek aldığı sürece  verilmelidir.

Kahvaltı: 1 öğün (09.00)

Öğle saati: (12.00)        Sebze püresi 

                                   Çorbalar (tarhana, yayla, şehriye)

                                   Makarna, Pilav, Yoğurt

  (öğle saatinde yukarıdakilerden birisi tercih edilebilir)

Yoğurt + Meyve püresi: 1 öğün   (16.00)

Muhallebi: 1 öğün   (20.00)             

12 AYLIK ÇOCUĞUN BESLENMESİ

Örnek beslenme programı aşağıdaki gibi olabilir

Sabah: Kahvaltı

Öğle: Etli sebze yemeği veya sebze püresi veya bir köfte ve makarna

İkindi: Yoğurt + meyve püresi + ekmek veya 2 adet bisküvi veya sütlaç veya muhallebi

Akşam: Çorba + Sebze yemeği + makarna veya pilav + yoğurt

Etiket :bebek beslenmesi
MOTHER
30 Nisan 2007
10:47
Yorumlar :0
 
 
 
 

ASTROLOJİ

ASTROLOJİ VE ÇOCUK

http://www.yorumcu.com/astroloji/astroloji-yazilari.asp?artID=551moonbaby lari.asp?artID=551

Etiket :astroloji ve coçuklar
MOTHER
28 Mart 2007
14:55
Yorumlar :0
 
 
 
 

YENİDOĞAN SARILIĞI

YENİDOĞAN SARILIĞI
Yazan: Dr. Nurdan Yıldız

Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurdan Yıldız:  
Dr. Nurdan Yıldız 1967 Gönen doğumludur. 1995 yılında Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ihtisasını tamamladıktan sonra Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde Çocuk Nefrolojisi üstihtisası yapmıştır.

Halen SSK Göztepe Eğitim Hastanesi' nde Çocuk Nefroloji uzmanı olarak ve serbest hekim olarak çalışmalarını sürdürmektedir.


gebelik.org Sarılık, yenidoğan döneminin en sık rastlanan sorunlarından biridir. Kan ve dokularda aşırı miktarda bilirubin maddesinin birikmesinden kaynaklanır. Yaşamın ilk haftasında ortaya çıkan geçici bilirubin yükselmesi fizyolojik sarılık olarak adlandırılır. Bilirubin, başlıca alyuvar hücrelerinin parçalanması sonucu açığa çıkan “hem” isimli bir maddenin metabolizması sonucu oluşur. Fetusta bilirubin plasenta aracılığıyla vücuttan atılır. Doğumdan sonra ise bu görevi bebek kendisi üstlenir. Sarılık bilirubinin aşırı miktarda yapımı, vücuttaki metabolizması veya vücuttan atılımındaki aşamalarda meydana gelen bozukluktan kaynaklanır.

Yenidoğan bebeklerin % 97’sinde sarılık görülür. Ancak sarılığın gözle görülür hale gelmesi için bilirubinin kanda belli bir seviyenin üstüne çıkması gerekir. Bebeklerin üçte ikisinde bilirubin bu seviyelerin altında kaldığından sarılık çoğunlukla fark edilmez.

Fizyolojik sarılık yaşamın 3. gününde en yüksek düzeye ulaşır ve 1 hafta içinde kalıcı bir etki bırakmadan normale döner. Prematüre bebeklerde ise bu yükselme 5-7. günlerde görülür ve normale dönmesi 4 haftaya kadar uzayabilir.
Irk, beslenme şekli, doğumdaki gebelik yaşı, ailevi etkenler,annenin hastalıkları ve anneye verilen ilaçlar gibi faktörlere bağlı olarak sarılığın şiddeti ve süresi değişebilir.
Anne sütü ile beslenen bebeklerde mama ile beslenen bebeklere göre daha yüksek oranda sarılık görülmektedir. Anne sütü sarılığı 3-12 haftaya kadar uzayabilir. Anne sütü sarılığı tanısının konması için sarılığa yol açan patolojik nedenleri dışlamak gerekir. Bu aşamada anne sütünü kesmek doğru değildir.

Fizyolojik sarılık ve anne sütü sarılığı dışında yenidoğan sarılıklarının en sık görülen nedenlerinden biri de kan uyuşmazlığıdır. Anne ve bebek arasında kan uyuşmazlığı olduğunda annede bebeğin kan grubuna karşı antikorlar gelişir. Anne kanında oluşan bu antikorlar plasenta yoluyla bebeğe geçer ve bebeğin alyuvar hücrelerinin parçalanmasına yol açar. Bunun sonucunda açığa çıkan fazlaca bilirubin bebekte sarılık ortaya çıkmasına neden olur. Sarılık Rh uygunsuzluğuna bağlı kan uyuşmazlığında ciddi boyutlara ulaşabilir. (Bilindiği gibi anne Rh (-), bebek Rh (+) olduğunda Rh uygunsuzluğundan söz edilir. Genellikle ilk çocukta sorun oluşmaz. Doğumdan hemen sonra annede oluşan antikorları bloke etmek için “Rhogam” adıyla bilinen aşılama uygulanır. İlk doğumdan sonra bu aşı yapılmazsa ikinci çocukta ağır tablolar gelişebilir.)

Diğer bir kan grubu uyuşmazlığı da ABO uyuşmazlığıdır. Rh uygunsuzluğuna göre daha hafif bir tabloya yol açar. Annenin kan grubu O, bebeğin kan grubu ise A, B veya AB'dir. Rh uygunsuzluğunun aksine ilk bebekte de sarılığa yol açabilir. Doğum yapacak olan annelerin kan gruplarının tayin edilmesi, Rh (-) ve O grubu annelerin belirlenmesi ve bebeklerin kan uyuşmazlığı yönünden takip edilmesi gerekir.

Normal yenidoğanda sarılığın 2 haftadan uzun sürmesi uzamış sarılık olarak adlandırılır. Bu durumda bazı hastalıkların araştırılması gerekir. Bunlar içinde en önemli olanlarından birisi tiroid bezinin az çalışması veya yokluğu olarak bilinen “hipotiroidi” dir. Uzamış sarılıklarda hipotiroidi mutlaka araştırılmalıdır. Aksi taktirde tanı ve tedavi gecikirse bebekte zihinsel gelişim geriliğine yol açar.

Yenidoğan sarılığının en korkutucu komplikasyonu bilirubinin beyin ve sinir dokusunda yol açtığı kalıcı tahribattır. Bu tahribatın önlenmesi amacıyla bilirubin değeri belli bir düzeyin üstüne çıktığında "ışık tedavisi" olarak da bilinen “fototerapi” tedavisi uygulanır. Işık tedavisinin yeterli olamadığı daha ağır sarılık durumlarında ise kan değişimi yoluyla bilüribin vücuttan uzaklaştırılır. Bilirubin seviyesi riskli düzeyin altındaki bebekler ise doktor kontrolünde takip edilmeli ve gerekli durumlarda

Etiket :
MOTHER
15 Mart 2007
11:17
Yorumlar :0
 
 
 
 

TÜP BEBEK NEDİR


TÜP BEBEK NEDİR
 
Çiftin her ikisine ait üreme hücreleri elde edildiğinde laboratuar ekibi in-vitro yani vücut dışı koşullarda döllenme işlemini gerçekleştirmektedir.

Bu yöntemde erkek ve kadın üreme hücreleri vücut sıcaklığındaki uygun bir ortamda 48 saat bekletilmektedir. Bu sürede elde edilen yumurtaların yaklaşık yarısında döllenme oluşmaktadır. O zaman bu döllenmiş yumurtalar embriyo (cenin) olarak adlandırılmakta ve son hedef olan kadın rahmine yerleştirilmektedir. Embriyolar rahim içerisine rahim ağzından ince bir kateter ile yerleştirilmekte ve bu işlemler sonucu kadınların yaklaşık %50’sinde gebelik oluşmaktadır. Ancak bu gebeliklerin bir kısmı düşük ile sonlanmakta ve tedaviye giren çiftlerin uygulama başına yaklaşık % 40’ında çocukları olabilmekte, bu oran birçok uygulama sonucu % 70-80''lere çıkabilmektedir. Geri kalan % 20-30''luk grup modern tıbbın bütün olanaklarına rağmen günümüzde çocuk sahibi olamamaktadırlar.

Genel Bilgiler

Tüp bebek, klasik yöntemler ile gebe kalamayan kadınlarda uygulanan bir tedavi şekli olup, erkek (sperm) ve dişi (yumurta) döl hücrelerinin laboratuar koşullarında birleştirilmesi sonucunda oluşan embriyoların, rahme transferi ilkesine dayanır. Laboratuar koşullarında gerçekleştirilen döllenme, kendiliğinden (in vitro fertilizasyon) ya da insan eliyle, tek yumurta içine tek sperm verilmesi ile (mikroenjeksiyon) sağlanır.

Tüp bebek, önceleri enfeksiyon veya cerrahi işlem sonucunda tüplerinde kalıcı hasar oluşan kadınlarda uygulanmaya başlanmış, kısa bir süre sonra ise, kısırlığa yol açan diğer nedenlerin tedavisinde de kullanılır olmuştur. Bugün, endometriosis, nedeni açıklanamayan kısırlık olguları ve erkeğe bağlı kısırlıkta tüp bebek yöntemleri ile başarılı sonuçlar alınmaktadır. Özellikle son yıllarda uygulanmaya başlanan mikroenjeksiyon, sperm sayısının çok düşük olması ve hatta menisinde hiç sperm olmamasına karşın, testisinde sperm bulunan erkeklerin tedavisinde bir devrim olarak nitelendirilmektedir.

Tüp bebek yöntemlerinde kadının yumurtalıklarının uyarılması, çeşitli ilaçlarla (HMG: Humegon, Pergonal, Menogon veya FSH: Metrodin, Follegon) sağlanır. Yumurtalıkların uyarılmasının amacı, embryo oluşturmaya aday çok sayıda yumurta elde etmektir. Çok sayıda embryonun rahim içine yerleştirilmesinin (embriyo transferi) gebelik şansını artırdığı gösterilmiştir (gebelik oranları, bir embriyo yerleştirildiğinde yaklaşık %10, üç embriyo yerleştirildiğinde ise %40-50 civarındadır).
 





 


 
Etiket :tüp bebek
MOTHER
14 Aralık 1999
14:14
Yorumlar :0
 
 
 
 

HAMİLELİK YAŞI

 

Geçmiş yıllarda annelik, genellikle erken yaşlarda oluyordu. Ancak günümüzde anne olma yaşı, gitgide yükselmeye başladı. Toplumda kadının yeri, sosyo ekonomik durumu ve ikinci evliliklerini yapan kadınların sayısının artması, bu durumun en büyük nedenleri arasında sayılabilir.

Genel


Geçmiş yıllarda annelik, genellikle erken yaşlarda oluyordu. Ancak günümüzde anne olma yaşı, gitgide yükselmeye başladı. Toplumda kadının yeri, sosyo ekonomik durumu ve ikinci evliliklerini yapan kadınların sayısının artması, bu durumun en büyük nedenleri arasında sayılabilir.
Bu duruma hem fizyolojik hem de psikolojik açıdan bakacak olursak, acaba ideal anne olma yaşı ne olmalı? Erken veya ilerleyen yaşlarda anne olmanın avantajları ve dezavantajları neler?
Psikolog Zuhal Yerlikaya, 20 yaşını geçmiş her kadının anne olabileceğini, ama önemli olanın yaş değil, olgunlaşma düzeyi olduğunu söylüyor: "Aslında böyle bir yaş belirlemek doğru değil. Çünkü anne olma konusunda önemli olan yaş değil, kişinin olgunlaşma düzeyidir. Olgunlaşma da deneyimlerle kazanılan bir şey. Örneğin, yaşamında birçok olayla karşılaşmış, sorumluluklar almış bir genç kızla, üniversitede okumuş, hiçbir zaman kendi yaşam sorunlarıyla başa çıkmak zorunda kalmamış, sürekli birileri tarafından korunmuş olan erişkin bir kadın arasında sorumluluk alma konusunda büyük farklılıklar vardır. Yani olgunlaşma, bireyden bireye değişir. Bu anlamda da ideal anne olma yaşı da kişiden kişiye ve hatta karakterden karaktere değişebilir.

Genç anneler daha enerjik


Yerlikaya, erken anneliğin avantajlarını ve dezavantajlarını ise şöyle özetliyor: "Ergenlik dönemini geçirmiş her kadın, anne olmaya adaydır. Ama erken yaşlarda anne olan kadınların deneyimleri ve hayat tecrübeleri tam olmadığı için yaşamla daha çok ve daha yoğun bir şekilde baş etmeleri gerekir. Ayrıca genç yaşlarda kadının vücudunda birçok hormonal ve duygusal değişim söz konusu. Bu değişikliklerin farkına vararak ve bunlarla başa çıkarak yaşamını sürdürebilen bir kadın, hamileliğini daha rahat geçirir ve bebeğini daha kolay kabullenir.
Öte yandan erken yaşlarda anne olmanın avantajlarından biri de, o yaşlardaki kadının enerji düzeyinin yüksek olması ve hareketli olması. Yaşı dolayısıyla olayların sorunlu taraflarıyla değil, keyifli taraftarıyla ilgilenir.
Ama bu tür anneliklerin dezavantajları da söz konusu. Genç kadın eğer belli bir sorumluluğa erişmemişse, evliliğinde sorunlar yaşayacaktır. Evliliğin ilk yıllarında sağlanması gereken uyum sağlanmadığı için, ikinci stres faktörü olan bebeğin dünyaya gelmesiyle de bir başka sorun daha çıkacaktır ortaya. Zaten kadından toplumun bekledikleri farklı, eşin bekledikleri farklı, ailelerin gelin olarak bekledikleri farklı. Eğer kadın bunlara alışamazsa, üzerine bir de bebek dünyaya getirirse, bu uyum daha da zor bir hal alacaktır.

İlgi dağılıyor


Psikolog Yerlikaya, ilerleyen yaşlarda anne olmanın olumlu olumsuz yanlarını ise şöyle özetliyor: "Alışılmış bir yaşam tarzı sürerken, bir bebeğin yerleşmiş düzeni bozmasıyla hem anne hem de babaların zorluk çekmeleri söz konusu olabiliyor. Evliliğin geç dönemlerinde çocuk sahibi olmayı düşünen kişilerde; uzun yılların sonucunda evde, çiftler arası ilişkide ve sosyal ilişkilerde uyum sağlanır ve bir düzen tutturulur. Ama bebeğin gelişiyle birlikte anne, büyük bir zorluk yaşar. Bütün hayat değişir. Bu durumda kadın eşine 'Artık benimle ilgilenmiyorsun. Eskiden olsa böyle yapardın, artık yapmaz oldun' diye yakınır ve bunun gibi şikayetlerde bulunabilir."

Dingin dönem


Peki, ilerleyen dönemlerde çocuk yapmanın avantajları yok mu? Tabii ki var. Yerlikaya, bu avantajları şöyle anlatıyor: "Kadının bu yaşlarda hayatındaki bütün düzenler yerli yerine oturmuş oluyor. Yani anne, neyi ne zaman yapacağını, nasıl bir hayat istediğini daha iyi biliyor ve daha oturmuş bir kişilik yapısına sahip oluyor. O zaman da bu düzenin yerli yerinde olmasından dolayı bebek, huzurlu ve doğru bir şekilde yetiştirilebiliyor. Dingin bir dönemde bebek yapmak büyük bir avantaj. Çünkü çok genç yaşta kişilik özellikleri oturmamış, kendini bulma gayreti içinde bulunan bir kadının bebek yapması ve bu sorumluluğu almaya çalışması oldukça güç. Ama yine de önemli olanın karakter özellikleri olduğunu belirtmek gerekir."

"Şimdiki aklım olsaydı"


Erken yaşlarda evlenen annelerin en çok yakındıkları konular ise şöyle sıralıyor Psikolog Yerlikaya: "Erken evlenen ve erken yaşta çocuk sahibi olan annelerin, yaş ilerledikçe geriye baktıklarında bazı pişmanlıklar yaşadıkları görülüyor. 'Daha başka nasıl olurdu', 'Şimdiki aklım olsaydı daha geç çocuk sahibi olurdum', 'Sorumlulukların altında çok ezildim', 'Bekleyerek çocuk sahibi olsaydım, hayatımı daha farklı yaşayabilirdim', 'Belki bu şekilde çocuğuma daha faydalı olabilirdim' deniliyor."

Şimdiye kadar konunun psikolojik yönünü inceledik. Ama bir de fizyolojik sorunlar var ortada. Bunu da Jin. Opr.Dr.Can Yener ile görüştük. Dr.Yener, "ideal anne olma yaşı 20'den sonra, 35'ten öncedir" diyor ve devam ediyor: "Kadının toplumdaki yeri ve durumu yükseldikçe, doğum yapma yaşı da buna paralel olarak tüm dünyada artış gösterdi. Ancak 35 yaşından sonra doğum yapan anneler, tüm dünyada sorun. Ama mühim olan kadının 35 yaşında hamile kalması değil, 35 yaşından sonra doğum yapmasıdır. Yani geç yaşlarda doğum yapacak olan kadınların ne gün hamile kaldığından çok, ne gün doğum yaptığı önemlidir."

Yumurta yaşı


Yener, geç doğumlarda önemli olanın yumurta yaşı ve kalitesi olduğunu söylüyor: "Geç doğumlarda önemli olan faktör, yumurta yaşıdır. Bir kız bebek, annesinden doğduğu gün yumurtalıklarında yaklaşık 100-150 bin adet yumurta taşır. Doğduğunda ne kadar yumurtası varsa, hayatinin sonuna kadar onlarla devam eder. Adet görmeye başladıktan sonra her ay, bu 100-150 bin yumurtanın 50. tanesi harcanır. Vücut, aradan en iyi 50 tane yumurtayı seçer, bunlar büyümeye başlar. Ama 50 yumurtanın bir tanesi, o da en kalitelisi, seçilir ve yumurtlamaya hazır hale gelir."

Kalite düşüyor


Geç yaşlarda doğum yapan kadınların daha az kaliteli ve daha güçsüz yumurtalarla hamile kaldıklarına dikkat çeken Yener, "Yumurtalar yıllar boyu harcanır ve en sona kalanlar, en az seçilmiş, daha kalitesiz yumurtalardır. Çünkü en iyi ve güçlü yumurtalar daha önceki yıllarda harcanmıştır. Bir kadın 35 yaşından sonra 10 yıl daha hamile kalabilir ama bu yumurtalar baştakiler kadar sağlıklı ve kaliteli değildir. Geç yaşta hamile kalınca daha zayıf, genetik olarak belki daha az iyi yumurtaların sona kalmasından dolayı gelecek olan bebeklerde de sakatlıkların, kromozom sakatlıklarının görülme oranı yükselmeye başlar. Bu yaşlarda doğum yapan kadınların bebeklerinde en çok görülen durum ise 'Down Sendromu'dur. Bu, 21 nolu kormozomun 2 yerine, 3 tane olması durumudur. Ama biz bunu da birçok yöntemle daha anne karnındayken tespit edebiliyoruz. Bunun haricinde, eğer annenin başka bir rahatsızlığı yoksa, 35 yaşından sonra da hamile kalmasının pek büyük bir riski yok" diyor. Bununla birlikte teenage döneminde (18 yaşından küçük), doğum yapan kadınların hiçbir avantajlarının olmadığnı söyleyen Dr. Yener, "Erken yaşlarda doğumun avantajı yok. Hatta tam tersine; erken doğum, düşük, zor doğum ve gebelikte ortaya çıkan beslenme bozuklukları gibi dezavantajları var," diyor.

Hazır olmak önemli


Kadının hem ekonomik hem de psikolojik olarak bebeğe hazır olması elbette ki önemli. Ancak fizyolojik olarak, kadının sağlıklı bebekler doğurabilmesi için bazı kriterler var. Dolayısıyla belki çok erken yaşlarda değil, ama mümkün olduğunca geciktirmeden de, bir bebek sahibi olmak en doğrusu.

Anne olmaya hazır mısınız?


Bir bebek doğurmadan önce eşinizle beraber aşağıdaki sorulara yanıt vererek ortak bir karara varabilirsiniz. Belki de gözden kaçırdıklarınızı fark eder ve daha akılcı bir karar verebilirisiniz...

Niçin çocuk istiyorsunuz? Çevre baskısı mı yoksa gerçekten istediğiniz için mi?
Sizce hamilelik ve çocuk sahibi olmak nasıl bir şey?
Kendinizi bir çocukla nasıl hayal ediyor ve düşünüyorsunuz?
Eşinizden neler bekliyorsunuz?
Sorumlulukların nasıl paylaşılmasını istiyorsunuz?
Bunlar akılcı beklentiler mi?
Beklentilerinizin ortak yanları neler?
Bebek sahibi olmanızın ilişkiniz! nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?
Eğer çocuklarınız varsa yeni bir bebek onlar için ne anlam ifade edecek?
Eğer yalnızsanız çevrenizde ulaşabileceğiniz ne tip destekler var?
Bir çocuğa nasıl bir bakım ve eğitim verebilirsiniz?
Nerede ve kiminle yaşayacaksınız?
Çocuğunuzu yetiştirirken, yaşamınızda kariyer ve diğer alanlardaki beklentilerinizde neler önemli olacak?
Kendinizi yeterince tanıyor musunuz?

Bu yazi doktorumonline.net sitesinden alıntıdır

Etiket :hamilelik yaşı
MOTHER
10 Aralık 1999
14:21
Yorumlar :0
 
 
 
 

VİTAMİNLER

VİTAMİN TABLOSU

Yararları

Yetersizlik Belirtileri

Yüksek Alım Belirtileri

Kaynaklar

Yağda Eriyen Vitaminler

A Vitamini

- Cildin, saçların, tırnakların, diş etlerinin, dişlerin ve kemiklerin sağlıklı kalmalarını sağlar.
- Enfeksiyona karşı direnci artırır; Gece görmemizi kolaylaştırır ve göz yorgunluğunu azaltabilir.
- Bazı kanser türlerine karşı koruyucu etkisi olabilir.

Gece körlüğü, gözde kuruma, deri kuruluğu, hastalıklara karşı dayanıklılığın azalması.

Çocuklarda dişlerin biçimsiz ve sağlıksız gelişmesine; gelişmenin yavaşlamasına neden olabilir.

Yüksek Risk Grubu : Alkolikler, sigara içenler, gençler, hazımsızlık veya karaciğer rahatsızlıkları olan kişiler.

Baş ağrısı, yorgunluk, düzensiz adet görme, ishal, eklem ve kemik ağrıları, kuru-çatlak deri, iştahsızlık, saç kaybı, kaşıntı. (Hamilelik döneminde çok fazla alınması bebek için sakıncalıdır).

Ciğer, havuç (pişmemiş), ıspanak (pişmiş), kuru kayısı, brokoli, şeftali, kıvırcık salata, yumurta, yağsız süt, portakal

Beta Karoten

Antioksidan

D Vitamini

Kalsiyumun sindirilmesi için gereklidir, kulakların içindeki küçük kemikler dahil olmak üzere tüm kemikler ve dişler için elzemdir.

Çocuklarda raşitizm; Osteomalasia (kemik yumuşaması); Osteoporoz; yaşlılıkta duyma zorlukları.

Kalsiyum birikmesi (Özellikle kalp ve karaciğerde), kırılgan hassas kemikler, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, ishal, uykusuzluk, iştahsızlık, baş ağrıları.

Sardalya, somon (taze), karides,
süt (D vitamini eklenmiş), yumurta sarısı.

E Vitamini

Kırmızı kan hücreleri, kaslar ve diğer dokular için gereklidir. Antioksidan özelliği sayesinde hücrelerin ve dokuların korunması, hava kirliliğinden dolayı akciğerde ve ağızda oluşan olumsuz etkinin azaltılması, henüz kanıtlanmamış olmasına rağmen yüksek olasılıkla kanseri ve erken yaşlılığı önlemedeki faydaları sıralanabilir.

İnsanlarda henüz kesin olarak bilinmiyor.

İnsanlarda henüz kesin bilinmiyor. Ancak, yağda eriyen vitamin olduğu için aşırı dozlarda alınmamalı.

Ayçiçek yağı (genel olarak bitkisel yağlarda bol bulunur), ıspanak, brokoli, kırmızı et.

Suda Eriyen Vitaminler

Tiamin (B1 Vitamini)

- Tüm hücrelerde, sinir ve sindirim sisteminde
- Yiyeceklerin enerjiye dönüştürülmesinde gereklidir..
- İştah artırmada yardımcı olabilir.

- Sinir ve sindirim sistemi bozuklukları
- İştah azalması
– Yorgunluk
- Kilo kaybı
- Mide bulantısı
- Adale ağrıları
- Aşırı eksikliğinde beriberi hastalığı.

Herhangi bir B grubu vitamininin gereğinden fazla alınması, diğer B vitaminlerinin alımını olumsuz etkileyebilir.

Buğday tohumu, ciğer, yer fıstığı, bezelye, kuru üzüm, portakal, kuru fasulye, nohut (pişmiş), karnabahar, yağsız süt.

Riboflavin (B2 Vitamini)

- Yiyeceklerin enerjiye dönüştürülmesinde gereklidir.

- Deride kuruluk ve çatlaklık (ağız ve burun kenarları)
– Görmede sorunlar
- Işığa karşı duyarlılık
- yeme ve yutmada zorluk.

B1 ve B6'nın emilmesini engelleyebilir.

Ciğer, yağsız süt, yağsız yoğurt, tavuk, brokoli, ıspanak.

Niasin

- Yiyecekleri enerjiye dönüştüren enzimler için gereklidir
- İştahı artırır, hazmı kolaylaştırır
- Sinir sisteminin düzenli çalışmasını destekler
- Çok yüksek dozda alınması kolesterolün düşmesine yardımcı olabilir (ancak yan etkileri de olabilir).

- İshal
- Ağızda yaralar
- Aşırı eksikliğinde Pellegra..

- Ülser
– Karaciğer fonksiyonlarını bozabilir
– Yüksek kan şekeri ve ürik asit
- kalp atışlarını bozabilir.

Tavuk, somon, yer fıstığı, bezelye, patates.

B6 Vitamini

- Yiyecekleri vücudun kullanacağı moleküler şekle dönüştürmede gereklidir..

- Depresyon
- Ağız kenarlarında yaralar
- Kaşıntılı deri odakları.

Muz, avokado, köfte, tavuk, balık, patates, ıspanak, bezelye, ceviz.

B12 Vitamini

Kırmızı kan hücrelerinin oluşumuna yardımcı olur.

Kan ve sinir sisteminde hasar (yüksek risk grubu vejetaryenler - özellikle süt, yoğurt, peynir veya yumurta yemeyenler - ve yalılardır).

Ender olarak bebeklerde görülür.

Ciğer, kırmızı et, ton balığı, yoğurt, yağsız süt, yumurta, tavuk.

Folik Asit

Kırmızı kan hücrelerinin oluşumuna yardımcı olur.

- Anemi
- hücre bölünmesinde sorunlar
- Diş etlerinde kanama (yüksek risk grubu alkolikler ve hamile kadınlardır).

Aşırı doz çinko emilimini engelleyebilir.

Ciğer, ıspanak (pişmemiş), ıspanak (pişmiş), portakal suyu, greyfurt suyu, kıvırcık salata, göbek salata, brokoli (pişmiş), muz, kepek ekmeği.

Biotin

- Glikoz metabolizmasında
- Bazı yağ asitlerinin oluşumunda.

- Deride dökülme
- Kas ağrısı
– Yorgunluk
– İştahsızlık (bu belirtiler çok ender görülür).

Gereğinden fazla alınması, diğer B vitaminlerinin alımını olumsuz etkileyebilir.

Ciğer, yulaf (pişmiş), soya fasulyesi, yumurta, süt, tavuk, mantar, muz.

C Vitamini

- Kan damarlarının kuvvetli olmasında
- Kolajen sentezinde görev alır
- Steroid hormonlarının sentezinde (yara ve iltihaplanmaya karşı etkilidir)
- Enfeksiyonlardan ve soğuk algınlıklarından korur
- Diş etlerinin sağlıklı kalmasında
- Demirin vücutta daha elverişli kullanılmasında etkilidir.

- Diş etlerinin kanaması
– Yorgunluk
- İştah azalması
- Yaraların iyileşmesinde gecikme
- Deride kuruluk ve çatlaklık
– Eklemlerde şişmeler.

- Oksalat ve ürat taşlarının oluşumu
- İshal.

Portakal suyu, yeşil biber, portakal, çilek, brokoli, greyfurt, domates, lahana, bezelye.

Etiket :vitaminler
MOTHER
01 Ocak 1970
02:00
Yorumlar :0