| | Üretsiz Blog oluştur
 
Feb
04
    
herşey | 04 Şubat 2009 07:48 | fav | etiket:  

HAMİLELİKTE SAÇ BOYATMAimages


Gebelikte biz jinekologların en sık olarak karşılaştıkları sorulardan birisi de saç boyatmanın gebelikte bebeğe zarar verip vermeyeceği sorusudur. Bu konuda doktorlar arasındaki değişik görüş ayrılıkları mevcuttur. Bazı hekimler saç boyatmanın gebeliğin ilk üç ayında olmaması ve daha sonra olabileceği yönünde görüş bildirirken diğer bir başka grup ise dip boya yapımının zararlı olabileceğini savunmaktadır.


Boya maddesi olarak piyasada çok sayıda ürün bulunmaktadır. Yine bazı doktorlar hastalarına bitkisel özlü saç boylarını kullanmalarını önermektedirler. Ancak bu ürünlerin içerikleri incelendiğinde, tıpkı kimyasal boyalarda olduğu gibi pek çok katkı maddesinden oluşmaktadır.

Klinik çalışmalara göre; gebelik süresince saç boyatmanın zararlı olabileceğine yönelik herhangi bir veri yoktur.


Ayrıca saç boyalarındaki kimyasal maddelerin hemen hepsinin yüksek düzeyde toksik (zehirli) olmadığı bilinmektedir. Diğer taraftan saç boyası yapıldıktan sonra kana geçen miktar son derece düşüktür.

Konu hakkında dünyadaki en saygın kurumlardan birisi olan ve üreme sistemi üzerindeki potansiyel riskleri inceleyen Amerikan Teratoloji Enformasyon Servisi, "eldeki veriler sınırlı olmasına rağmen çok büyük bir olasılıkla hamilelikte saç boyatmak güvenlidir" şeklinde görüş bildirmektedir.

Benzer şekilde Amerikan Obstetrisyenler ve Jinekologlar Derneği (ACOG) da hamilelikte saç boyatma ve permanın sakıncalı olmadığını bültenlerinde duyurmuştur.

Tüm bu bilgiler ışığında gebelikte saç boyatılmasının şu ana kadar bilinen herhangi bir sakıncası bulunmamakla birlikte fetusun oluşum dönemini kapsayan ilk üç ay içinde bu işlemden kaçınma (veya en azından dip boya yaptırmama) yönünde bir tedbir alınabilir.

Gebelik kişilerin psikolojik durumlarını da yakından ilgilendiren bir süreç olduğu için biz gebelerin kendilerine bakmalarını, saçlarını diledikleri şekilde boyatıp makyajlarını gönül rahatlığı ile yapmalarını kendilerine önermekteyiz.

Dr.Süleyman Eserdağ



 
Feb
04
    
herşey | 04 Şubat 2009 07:41 | fav | etiket:  

adsız hamilelik_egzersizleri

HAMİLELİKTE SPOR

Yürüyüş: Hamile kadınlara doktarlar bol bol yürümeyi öneriyor.  temiz hava sağlığınız açısından önemlidir. Hem güneşten faydalanıp kemiklerinizi güçlendirmek, hem de ciğerlerinize temiz hava depolamak için hamilelik döneminde yürümekten daha ideal bir başka spor yoktur.

Ayrıca bu sayede doğuma kadar çok fazla kilo da almaktan kurtulabilirsiniz. Yalnız yürüme esnasında kendinizi çok fazla zorlamayın. Hamile olmadan önceki temponuzu bir kenara bırakın. Bundan sonra temponuz sizin ve bebeğinizin sağlığının elverdiği ölçüde olmalıdır. Herhangi bir sinyal aldığınızda yürüyüşe ara vermekte tereddüt etmeyin.

Yüzme: Herşeyden önce yüzme esnasında kendinizi daha hafif hissedeceğiniz için yüzme sporu bu dönemde size çok hoş gelecektir. Tabii suyu seviyorsanız. Denizin ya da gittiğiniz yüzme havuzunun su sıcaklığının vücut ısınıza uygun olması gerekir. Vücut ısınız 38 derece civarı olacağı için bundan daha düşük ısıda suya girdiğinizde kasılmalar meydana gelebilir. Bu sebeple suyun ısısını dikkate almalısınız.
Su içinde kendinizi çok fazla yormadan ve yavaş tempoda yüzebilirsiniz. Hamilelere genellikle sırtüstü yüzme önerilir. Çünkü sırtüstü yüzerken karnınız gerilir, kollarınız ve bacaklarınız çalışır.
Hamileyken hızlı kulaç atmaktan, kelebek stilinde yüzmekten ve suya atlayarak girmekten kaçının. Ani hareketler size ve bebeğinize zarar verebilir. Bu yüzden en iyi yöntem yüzerken nefesinizi kontrol etmek ve suyun sizi yüzdürmesine izin vermek.

Jogging: Birçok kadın hamileyken de jogging yapmayı sürdürür. Ancak eğer riskli bir hamilelik yaşıyorsanız koşmak iyi bir fikir değildir. Hamileyken, daha önce koştuğunuz mesafeyi ve hızı düşürmelisiniz. Hatta bir süre sonra koşmayı bırakıp tamamen yürüyüşe bile geçebilirsiniz. Eğer ağrı, kas gerilmesi ya da kanama hissederseniz derhal doktorunuzu arayın.

Bisiklet: Bisiklete binmek hamilelik döneminde ufak tefek kazalara yol açabileceği için biraz tehlikelidir. Ancak bisiklete binmeyi iyi biliyorsanız ya da bir spor salonunda kondüsyon bisikletini kullanacaksanız o halde sorun yok demektir. Kendinizi çok fazla zorlamadan ve nefesinizi kontrol ederek bisiklete binmelisiniz. Birçok doktor düşme tehlikesinden uzak durmak için özellikle hamileliğin son 2-3 haftasında yalnızca kondüsyon bisikleti kullanılmasını tavsiye eder.

Kayak: Kimi doktorlar hamileliğin erken döneminde kayak yapmaya izin veriyorlar. Fakat buna güvenerek kendinizi kayak pistlerine atmayın. Kayak yapmadan önce mutlaka doktorunuza danışın. Düşmek size ve bebeğinize zarar verebilir. Hamileliğin ikinci devresiden itibaren kayak yapmak iyi bir fikir değildir.

Diğer Spor Aktiviteleri: Tenis ve golf hamilelik süresince güvenlidir ancak fazla bir egzersiz sağlamazlar. Ata binmek ise herzaman için bir düşme tehlikesi bulundurduğundan güvenli değildir. Yaz aylarında su kayağı yapmaktan hoşlanıyorsanız gebelik döneminde bir süre bu spora ara verin. Gözde sporlardan ve hobilerden biri olan bowling oynamanızda herhagi bir sorun yoktur. Fakat geç hamile kaldıysanız dikkatli olun çünkü sırt ağrılarınız olabilir. Dengeniz değiştiğinden bowling oynamanız zorlaşabilir.



 
Jan
23
    
herşey | 23 Ocak 2009 11:37 | fav | etiket:  

 

 HAMİLELİKTENKORUNMA YÖNTEMLERİ

Gebelikten korunmak için herhangi bir yöntem kullanmadan cinsel ilişkide bulunan kadınların % 80-90′ı bir yıl içinde gebe kalır. Bu nedenle eğer bir süre ya da bundan sonra hiç bebek istenmiyorsa mutlaka etkili bir gebelikten korunma yöntemi kullanılmalıdır. Pek çok korunma yöntemi arasından size ve birlikte olduğunuz kişiye en uygun olanını seçmek için üniversitenizin Mediko-sosyal Sağlık Merkezi Gençlik Danışma Birimi’ne, sağlık ocaklarına, devlet hastaneleri ve SSK hastanelerine bağlı aile planlaması kliniklerine, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezlerine, aile hekiminize veya bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurabilirsiniz.

1. Hap ve Mini Hap
Genel Özellikler
• Her gün düzenli alınması gerekir.
• Kadında yumurtlama ve döllenmeyi engeller.
• Doğru kullanıldığında çok etkilidir.
• Adetin ilk beş günü içinde, tercihen ilk günü alınmaya başlanmalıdır.
• Adet öncesi gerginliği ve adet sancılarını önler.
• Rahim ve yumurtalık kanserlerine karşı koruyucudur.
• Adet kanamalarının miktarını azalttığından bu nedenle oluşabilecek kansızlığa karşı koruyucu etkileri vardır.
• Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan (HIV/AIDS, hepatit-B, frengi, bel soğukluğu, klamidya gibi) korumaz.

Hap
• Kadında doğal olarak bulunan kadınlık hormonlarından ikisini (östrojen ve progesteron) içerir.
• 35 yaş ve üstünde olup, sigara içen kadınlar hapla korunacaksa sigarayı bırakmalıdır.
• Anne sütünün miktarını azalttığı ve yapısını değiştirdiği için emzirirken kullanılmaz.

Mini Hap
• Kadında doğal olarak bulunan kadınlık hormonlarından yalnızca birini (progesteron) içerir.
• Anne sütünü etkilemediği için emziren kadınlar da kullanabilir.

2. Aylık İğne
Düzenli olarak ayda bir kez, kas içine enjeksiyonla uygulanır.

Kadında doğal olarak bulunan kadınlık hormonlarından ikisini (östrojen ve progesteron)içerir.

Yumurtlama ve döllenmeyi engeller.

Doğru kullanıldığında çok etkilidir.

Adetin ilk yedi günü içinde tercihen ilk günü uygulanır.

35 yaş üstünde ve sigara içen kadınlar sigarayı bıraktıklarında kullanabilirler.

Anne sütünün miktarını azalttığı ve yapısını değiştirdiği için emzirirken kullanılmaz.

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan (HIV/AIDS, hepatit-B, frengi, bel soğukluğu,klamidya gibi) korumaz.

3. Üç Aylık İğne
Düzenli olarak üç ayda bir, kas içine enjeksiyonla uygulanır.

Kadında doğal olarak bulunan kadınlık hormonlarından yalnızca birini (progesteron) içerir.

Yumurtlama ve döllenmeyi engeller.

Doğru kullanıldığında çok etkilidir.

Adetin ilk yedi günü içinde tercihen ilk günü uygulanır.

Ara kanamaları olabilir ve uzun kullanıldığında kullanım sırasında adet görülmeyebilir.

Anne sütünü etkilemediği için emziren kadınlar da kullanabilir.

İğneler kesildikten sonra, tekrar gebe kalmak, ortalama dokuz ay gecikebilir.

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan (HIV/AIDS, hepatit-B, frengi, bel soğukluğu,klamidya gibi) korumaz.

4. Deri Altı Kapsülleri
Kolun iç kısmına yerleştirilen ve kibrit çöpü büyüklüğünde silikon çubuklardır.

Kadında doğal olarak bulunan kadınlık hormonlarından yalnızca birini (progesteron) içerir.

Yumurtlama ve döllenmeyi önler.

Türüne göre üç ya da beş yıl boyunca gebelikten korur.

Çok etkilidir.

Gebelik şüphesi olmayan herhangi bir günde, tercihen adetin ilk yedi günü içinde uygulanır.

Adet kanaması miktarında azalma, ara kanamalar ve lekelenmeye neden olabilir.

Anne sütünü etkilemediği için emziren kadınlar da kullanabilir.

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan (HIV/AIDS, hepatit-B, frengi, bel soğukluğu, klamidya gibi) korumaz.

5. Rahim İçi Araç
Rahim içine yerleştirilen küçük plastik bir araçtır. Bakır ve hormon içeren tipleri vardır.

Döllenmeyi önler.

Çok etkilidir.

10 yıla kadar koruyan bakırlı tipleri vardır.

Kadının gebe olmadığından emin olunan herhangi bir zamanda uygulanabilir. Uygulama sırasında adetli olmak gerekli değildir.

Çıkartıldığında hemen gebe kalınabilir.

İlk aylarda lekelenme, adet miktarında artma veya adet süresinde uzamaya, adet sancısına neden olabilir.

Anne sütünü etkilemediği için emziren kadınlar da kullanabilir.

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan (HIV/AIDS, hepatit-B, frengi, bel soğukluğu, klamidya gibi) korumaz.

Kurallarına göre uygulandığında enfeksiyona neden olmaz.

6. Kondom (Prezervatif, Kılıf, Kaput)
Erkekler tarafından kullanılmak üzere bir çeşit lastikten yapılmış çok ince ve esnek bir kılıftır.

Cinsel ilişki sırasında, meni içindeki erkek tohum hücrelerinin (sperm) kadının vajinasına geçmesini engeller.

Doğru kullanıldığında oldukça etkilidir.

Her cinsel ilişki için YENİ, KULLANILMAMIŞ BİR KILIF kullanılır. Kılıf sertleşmiş erkeklik organına, kadının vajinasına HİÇ TEMAS ETMEDEN ÖNCE takılır. Boşalma sonrası organ gevşemeden çıkartılmalıdır.

CİNSEL YOLLA BULAŞAN ENFEKSİYONLARDAN (HIV/AIDS, HEPATİT-B, FRENGİ, BEL SOĞUKLUĞU, KLAMİDYA GİBİ) KORUR.

Hiçbir yan etkisi yoktur.

7. Diyafram
İnce lastikten yapılmış, rahim ağzını örten kubbe şeklinde bir araçtır.

Erkek tohum hücrelerinin (sperm) hazneden (vajinadan, döl yolundan) rahme geçmesini engeller.

Doğru kullanıldığında oldukça etkilidir.

Cinsel ilişkiden önce yerleştirilir ve ilişkiden en erken altı saat sonra çıkarılır.

Doğru kullanılırsa, aynı diyafram yıkanıp kurulanarak iki yıl süreyle kullanılabilir.

Anne sütünü etkilemediği için emziren kadınlar da kullanabilir.

Bazı cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara karşı koruyucudur.

8. Kadın Kondomu
İnce, şeffaf, yumuşak plastikten yapılmış, uçları halka ile gerilmiş kılıf şeklinde bir araçtır.

Cinsel ilişki öncesinde, kadının vajinasına yerleştirilir.

Cinsel ilişki sırasında, meni içindeki spermlerin kadının vajinasına dökülmesini engeller.

Spermisitle birlikte ve doğru kullanıldığında oldukça etkilidir.

Her cinsel ilişkide yeni bir kadın kondomu kullanılmalıdır.

Anne sütünü etkilemediği için emziren kadınlar da kullanabilir.



 
Jan
23
    
herşey | 23 Ocak 2009 10:05 | fav | etiket:  

ANNE SÜTÜ VE EMZİRME

EMZİRME

Emzirme son derecede sağlıklı ve doğal bir
yöntemdir. Her memeli canlı gibi insanlarda
yavrusunu doğumdan hemen sonra
emzirmelidir.

Emzirmeye, doğum şekli normal veya
sezaryen olsun, mümkün olduğunca
doğumdan hemen sonra başlanmalıdır.
Çünkü saatler süren doğum eylemi sonrası
dünyaya gelen bebek yorgundur ve
acıkmıştır. Emzirmenin diğer yararları ise şunlardır:

Doğumdan hemen sonra emzirmeye başlama ile annede doğum sonrası kanamalar da azalacaktır.

Her gebe kadının vücudunda, hamilelik süresinde bebeğini emzirebilmesi için gerekli değişimler olmaktadır. Bu yüzden her anne emzirme yeteneğine sahiptir. Önemli olan bu yeteneğini uygun şekilde kullanabilmektir.

Loğusalık döneminde sütün bol bir şekilde gelmesi için annenin yapması gereken iki konu vardır: Bebeğini sık sık emzirmek ve bol miktarda sıvı tüketmek..

Sütün bol ve uzun süreli gelebilmesi için bebek her istedikçe ve de sık sık emzirilmelidir.

Emzirmede her iki göğüs birden kullanılmalıdır. Daima bir önceki emzirmede kullanılan son göğüsten başlanmalıdır.

Emzirmede en rahat pozisyon seçilmeli ve bebeğin başı ve gövdesi tam olarak anneye dönük olmalıdır.

Emzirme meme başından değil, meme başı çevresindeki koyu renkli kısmı kaplayacak şekilde yaptırılmalıdır.

Göğüs temizliğinde sık sık sabun kullanılmasından kaçınılmalıdır.

Bebekler doğduklarında hayatlarının ilk 4 gününde kendilerine yetecek kadar vücutlarında yedek su ile birlikte doğarlar. Bu nedenle anne sütü bollaşana kadar dışardan su veya diğer içeceklerin verilmesine gerek yoktur.

Anne sütü, bebeklerin normal büyümesini ve gelişimini sağlayacak en ideal yapıdadır. Hiçbir yiyecek veya içecek anne sütünün yerini tutmaz.

Anne sütü hastalıklardan koruyucudur. Anne sütü ile beslenen bebeklerde ishal ve solunum sistemi hastalıkları çok daha az görülür. Annenin ilk 4-5 günlük sütü olan “Ağız sütü”nün (Kolostrum) bebeğe verilmesi çok önemlidir. Çünkü ağız sütü adeta bebeğin ilk aşısı gibidir.

Gereksiz yere başlanan ek gıdalar sonucunda bebekler kısa sürede anne sütünü bırakabilirler.

Anne sütü temizdir ve en uygun sıcaklıktadır.

Anne sütünü vermek için para harcamaya gerek yoktur, en ekonomiktir.

Bebek acıktığında anne sütünü hemen verme imkanı olduğundan bebeğin mama beklerkenki gibi ağlaması söz konusu değildir.

Anne sütü ile beslenen bebeklerde alerjik hastalıklar çok daha az görülür.

İlk 4 ay içerisinde bebeklere anne sütü dışında su dahil hiçbir ek gıda verilmemelidir.

Emzirme sırasında anne ile bebek arasında aynı zamanda bir duygusal bağ oluşur ve bu güven bağının, bebeklerin çocukluk dönemlerini dahi olumlu yönde etkilediği saptanmıştır.

Bebeklerini emziren kadınlarda ileri yaşlarda göğüs kanseri görülme riski azaldığı tesbit edilmiştir.

EMZİRME ve ANNE SÜTÜ NEDEN ÖNEMLİDİR? İŞTE 49 ÖNEMLİ NEDEN...

Anne sütünün yararları ve emzirmenin önemi saymakla bitmez. Emzirme son derecede sağlıklı ve doğal bir yöntemdir. Her memeli canlı gibi insanlar da yavrusunu doğumdan hemen sonra emzirmelidir.

İşte yapılan bilimsel çalışmalar sonucu ortaya çıkan ve önemi her geçen gün artan emzirmenin yararları:

1.Dünya Hekimleri, WHO ve UNICEF emzirmeyi öneriyor.
Anne sütü ister prematüre, ister hasta doğmuş olsun, tüm yeni doğanlarda tercih edilmesi gereken beslenme şeklidir. Amerikan Çocuk Hekimleri Akademisi'ne göre emzirme en az 12 ay devam etmelidir, bu süreden sonra isteğe bağlı olarak emzirme devam edilebilir.

Özellikle doğumdan sonra ilk 6 ayda, bebekler anne sütü haricinde hiç bir ek gıdaya gereksinim duymazlar.

2. Emzirme kadınlara özel bir durumdur ve anne ile bebek arasında güçlü bir duygusal bağ oluşmasını sağlar. Bu güven bağı çocukluk dönemine kadar devam eder.

Emzirme ile anne vücudundan "oksitosin" isimli hormon salgılanır. Bu hormon hem sütün memelerden dışarı atılmasından sorumludur hem de doğum sonrası rahmin toparlanmasını kolaylaştırır. Aynı zamanda annelik güdüsünün gelişmesine yardımcı olur ve anne ile bebek arasında güçlü bir bağ gelişmesini sağlar.

3. Emzirme bebeğin duygusal gereksinimlerini karşılar.
Tüm bebekler kucaklanmayı ister. Çalışmalar kucakta tutulmayan prematür bebeklerde ölüm riskinin daha fazla olduğunu göstermektedir. Bir bebek için, kaç aylık olursa olsun emzirme esnasındaki pozisyonundan daha rahat bir duruş şekli yoktur. Bu bebeğin ruhsal gelişimi için son derece önemlidir.

4. Anne sütü bebek için mükemmel bir besin maddesidir.
Anne sütü türe özgü bir salgıdır ve başka hiçbir besin maddesi anne sütünün bebeğe sağladığı yararları sağlayamaz.

5. Emzirmemek annede meme kanseri riskini arttırır.
Yapılan çalışmalarda emzirmenin meme kanseri riskini azalttığı saptanmıştır. En az 24 ay emzirenlerde bu azalma % 25 oranında olmaktadır. Emzirmeye genç yaşlarda başlayanlarda bu azalma daha fazla olmaktadır.

6. Anne sütü her zaman hazırdır.

7. Anne sütünün sindirilmesi daha kolaydır.
Bebekler annelerinin sütünü diğer memeli hayvanların sütüne göre daha rahat sindirebilirler. Bunun muhtemel nedeni anne sütünün içerdiği türe özgü bir enzimdir. İnek sütünde daha fazla protein olmasına karşın sindirimi daha zordur ve bebekler bütün bu proteinleri kullanamazlar.

8. Mama ile beslenme kız bebeklerin ileride meme kanseri olma riskini arttırmaktadır.
Bebekliklerinde anne sütü yerine mama ile beslenen kız çocukların ileriki yaşamlarında meme kanserine yakalanma riski anne sütü alanlara göre %25 artmaktadır.

9. Anne sütü mekonyumun atılmasını kolaylaştırır.
Bebekler barsaklarında “mekonyum” adı verilen koyu kıvamlı yapışkan bir madde ile doğarlar. Anne sütü mekonyumun barsaklardan atılmasını kolaylaştırır.

10. Mama ile beslenme daha düşük zeka düzeyi ile bağlantılıdır.
Yapılan araştırmalarda bebekliklerinde anne sütü ile beslenen gençlerin mama ile beslenenlere göre zeka düzeylerinin daha yüksek olduğu ve okulda daha çok başarı gösterdikleri saptanmıştır.

11. Emzirme Crohn hastalığına karşı koruma sağlar.
Emzirme ciddi bir barsak hastalığı olan “Crohn hastalığı”na karşı koruyucudur. Crohn hastalığı barsakların enflamatuar bir rahatsızlığıdır.

12. Emzirme sayesinde annenin doğum sonrası kilo vermesi kolaylaşır.
Emziren anneler günde 500 kalori fazladan harcarlar. Bu da kilo vermeyi kolaylaştıran bir etkendir.

13. Emzirme doğum sonrası kanamaları azaltır.
Emzirme ile salgılanan oksitosin hormonu rahmin kasılmasını sağlarken açık olan kan damarlarının da kapanmasına yardımcı olur ve bu sayede doğum sonrası kanamalar azalır.

14. Emzirme doğum sonrası annenin rahminin küçülmesini kolaylaştırır.
Emzirmeyen annelerin rahimleri doğum öncesindeki boyutlarına asla dönemez. Her zaman eskisinden biraz daha büyük kalır.

15. Pre-term süt özellikle erken doğan bebekler için tasarlanmıştır.
Zamanından önce doğum yapan annelerin sütü, miadında doğum yapanlardan daha farklıdır. Bu dönemde süt "ağız" adı da verilen ilk süte yani "kolostruma" benzer ve erken doğan bebeğin sağlığı için gereklidir. Mikroplara karşı antikor ve protein deposu olan kolostrum bebeğin adeta bir “ilk aşısı” dır.

16. Anne sütü bağışıklık ile ilgili maddeler içerir ve bebeğin bağışıklık sisteminin gelişimini kolaylaştırır.

17. Mama ile beslenen bebeklerde tip 1 diabet riski artar.
Yapılan çalışmalarda çocukluk döneminde fazla miktarda inek sütü içen kişilerde bu süte karşı antikorların yüksek olduğu ve bu durumun da insüline bağımlı diabet riskini arttırdığı bulunmuştur.

18. Emzirme “endometriozis” gelişimini azaltır.

19. Emzirme annede yumurtalık kanseri riskini azaltır.
Araştırmalar emziren annelerin ileriki yaşamlarında over kanserine yakalanma riskinin emzirmeyenlere göre daha düşük olduğunu göstermektedir.

20. Emzirmeme annede endometrium kanseri riskini arttırır.
Araştırmalar emziren annelerin ileriki yaşamlarında over kanserine yakalanma riskinin emzirmeyenlere göre daha düşük olduğunu göstermektedir.

21. Mama bebekte alerji gelişme şansını arttırır.
Mama ile beslenen bebekler anne sütü ile beslenenlere göre daha yüksek oranda alerjik bünyeye sahiptirler.

22. Mama "ani bebek ölümü sendromu" riskini arttırabilir.
Hiçbir sebep olmadan bebeklerin aniden ölümü "ani bebek ölümü sendromu" olarak adlandırılır. Mama ile beslenen bebeklerde bu risk daha yüksek bulunmuştur.

23. Anne sütü bebekte kulak enfeksiyonları sıklığını azaltır.

24. Anne sütü bebekte astım ve diğer alerjik hastalıkların görülme riskini ve sıklığını azaltır.

25. Anne sütü bebeği ishale karşı korur.

26. Anne sütü bebeği "bakteriyel menenjite" karşı korur.

27. Anne sütü bebeği "solunum sistemi enfeksiyonlarına" karşı korur.

28. Anne sütü bebeği bazı "lenfoma" türlerine karşı korur.

29. Anne sütü bebeği "juvenil eklem romatizma"sına karşı korur.

30. İnek sütü barsaklar açısından irritandır (tahriş edici etkide).

31. Anne sütü bedavadır.

32. Mama ile beslenen bebekler ileriki yaşantılarında şişmanlık açısından daha fazla risk altındadır.


33. Anne sütü bebeği bazı "görme kusurlarına" karşı korur.
Bangladeş’de yapılan bir çalışmada emzirmenin, hem kırsal hem de kentsel alanda yaşayanlarda gece körlüğüne karşı koruyucu bir faktör olduğu saptanmıştır. Bebeğin yaşantısının ilk 24 ayında en önemli A vitamini kaynağı annesinin sütüdür.

34. Anne sütü aşıların etkinliğini arttırır.
Anne sütü ile beslenen bebeklerde, aşılardan sonra görülen bağışıklık cevabının daha güçlü olduğu saptanmıştır.

35. Emzirme doğal bir gebelikten korunma yöntemidir.
Uygun şekilde yapılan bir emzirme gebelikten en az 3 ay süreyle gebelikten korunmayı sağlar.

36. Anne sütü ile beslenen bebekler daha az doktora gider.
Anne sütü ile beslenen bebekler genel olarak daha sağlıklı oldukları için daha az doktora gitme gereksinimi görülür.

37. Emzirme annede ileride kemik erimesi şansını azaltır.
Bulgular emzirmeyen kadınlarda kemik erimesinin 4 kat fazla görüldüğünü ortaya koymuştur.

38. Anne sütü daha iyi sosyal gelişim sağlar.
Anne sütü ile beslenen bebeklerin psikomotor ve sosyal gelişimi mama ile beslenenlere göre belirgin derecede daha iyidir.

39. Anne sütü her zaman uygun konsantrasyonda besin maddesi içerir.

40. Anne sütü bebek için doğal bir sakinleştiricidir.
Anne sütünün içerdiği bazı kimyasal maddeler bebeğin daha kolay uykuya dalmasına yardımcı olur. Sinirli bebekler daha kolay sakinleşir.

41. Emzirmek mama hazırlamaya göre kolaydır.

42. Anne sütü çevre ile barışıktır.
Emzirme, şişe, kutu, paket gibi atık maddeler içermediğinden çevre ile dosttur.

43. Anne sütü ağrı kesicidir.
Anne sütü içerisinde bulunan “endorfinler” bebek için doğal bir ağrı kesici görevi görür.

44. Anne sütü her zaman temizdir.

45. Emzirme bebeğin diş sağlığı için yararlıdır.
Memeden emmek, biberondan emmeye göre bebeğin diş ve çene gelişimi için daha uygundur. Memeden emerken biberona göre 60 kat fazla enerji harcayan bebeğin çene kasları daha kuvvetli olur. Düzgün gelişen bir çenede çıkan dişler daha düzgün ve sağlıklı olur.

46. Anne sütü alan bebeklerde "reflü" daha az görülür
Emziren annelerin bebeklerinde mide içeriğinin yemek borusuna kaçması (reflü) daha kısa süreli ve daha az olur.

47. Emzirme annenin kendine olan saygısını güçlendirir.

48. Anne sütü her zaman uygun sıcaklıktadır.

49. Anne sütü sentetik hormonlar içermez, tamamen doğaldır.



EMZİRME NE ŞEKİLDE YAPILMALIDIR?
Emzirmeye, doğum şekli normal veya sezaryen olsun, mümkün olduğunca doğumdan hemen sonra başlanmalıdır. Çünkü saatler süren doğum eylemi sonrası dünyaya gelen bebek yorgundur ve acıkmıştır.

Her gebe kadının vücudunda, hamilelik süresinde bebeğini emzirebilmesi için gerekli değişimler olmaktadır. Bu yüzden her anne emzirme yeteneğine sahiptir. Önemli olan bu yeteneğini uygun şekilde kullanabilmektir.

Loğusalıkta annenin dikkat etmesi gereken iki önemli konu vardır. Bunlardan birisi sık olarak sıvı tüketmek, bir diğeri ise emzirmek…

Sütün bol ve uzun süreli gelebilmesi için bebek her istedikçe ve de sık sık emzirilmelidir.

Emzirmede her iki göğüs birden kullanılmalıdır. Daima bir önceki emzirmede kullanılan son göğüsten başlanmalıdır.

Emzirmede en rahat pozisyon seçilmeli ve bebeğin başı ve gövdesi tam olarak anneye dönük olmalıdır.

Emzirme meme başından değil, meme başı çevresindeki koyu renkli kısmı kaplayacak şekilde yaptırılmalıdır.

Göğüs temizliğinde sık sık sabun kullanılmasından kaçınılmalıdır.

Bebekler doğduklarında hayatlarının ilk 4 gününde kendilerine yetecek kadar vücutlarında yedek su ile birlikte doğarlar. Bu nedenle anne sütü bollaşana kadar dışardan su veya diğer içeceklerin verilmesine gerek yoktur.

Gereksiz yere başlanan ek gıdalar sonucunda bebekler kısa sürede anne sütünü bırakabilirler.

İlk 4 ay içerisinde bebeklere anne sütü dışında su dahil hiçbir ek gıda verilmemelidir.

"Her açıdan sağlıklı bir anne ve sağlıklı bir bebek sahibi olmak için
bebeğinizi düzenli olarak emzirin



 
Jan
23
    
herşey | 23 Ocak 2009 09:56 | fav | etiket:  

HAMİLELİKTE SU GELMESİ 

Yazan: Dr.Alper mumcu Tarih: Doğum

Bir restoranda yemek yerken, alışveriş yaparken ya da başka uygunsuz bir zamanda amniyon kesesinin açılması ve suların gelmesi sadece filmlerde görülen bir olay değildir. Günlük yaşamda bu gibi durumlara sıkça rastlanmaktadır.

Doğumuna az bir zaman kalmış anne adaylarının çoğu suların geldiğini ya da doğumun başladığını anlayamama ve bu nedenden dolayı geç kalma korkusu yaşarlar. Genelde yanılma ya da anlayamama söz konusu olmamakla birlikte gebenin suyu iki şekilde gelebilir.İlkinde aniden çok fazla miktarda sıvı vajinadan dışarıya akar. Kişinin çamaşırı, giysileri hatta oturduğu ya da yattığı yer bile bu ılık su ile ıslanır. Böyle bir durum başka birşeyle karıştırılamaz ve hamile kadının suyunun geldiğini anlamaması olanaksızdır. İkinci şekilde ise amniyon kesesindeki yırtık çok küçüktür ve amniyon sıvısı azar azar gelir ve hamilelikte sık karşılaşılan vajinal akıntı ya da idrar kaçırma ile karıştırılabilir. Suyunun geldiğinden şüphe eden anne adayı zaman kaybetmeden doktoru ile görüşmelidir.

Amniyon kesesi doğum sırasında ya da eylemden çok önce açılabilir. Eylem sırasında kendiğilinden açılması çoğu zaman doğumun yakın olduğunu gösterir. Sancılar başlamadan önce açıldığında ise gebelik hastası önem kazanır. Otuzaltıncı haftadan önce gerçekleşirse ve sıvı kaçağı çok fazla değilse antibiyotik desteği ile birkaç gün daha beklenebilir. Su kesesi açıldığında üzerindeki koruma kalkacağından bebek enfeksiyonlara ve dış etkenlere açık hale gelir. Bu nedenle suyu gelen küçük gebeliklerde yakın takip gereklidir.Çoğu zaman amniyn gebesi açılan gebeliklerde gebelik haftası ne olursa olsun doğum kaçınılmazdır.

Amniyon sıvısı neye benzer?
Amniyon sıvısı genelde şeffaf ya da açık renkli berrak bir sıvıdır. Kendine özgü bir kokusu vardır.İçinde bebeğin cildini kaplayan ve verniks kazeoza adı verilen kremsi yapılar görülebilir. Eğer rengi açık sarı ise ve amonyak kokusu varsa bu sıvı amniyon değil idrar olabilir. İdrar kaçırma hamileliğin son dönemlerinde sık karşılaşılan bir durumdur.

Sıvının koyu yeşil ya da kahverengi olması mekonyum yani bebeğin kakasının varlığına işaret eder ve son derece önemlidir. Böyle bir durumda eğer doğum çok yakın değilse sezaryen gerekli olabilir.

Suyunuz gelirse ne yapmalısınız?
Gebelik haftası ne olursa olsun suyunuz geldiğinde mutlaka doktorunuz ile görüşmelisiniz. Eğer gelenin amniyon sıvısı olup olmadığından emin değilseniz doktorunuz yapacağı basit bir testle sıvının asiditesini ölçerek bunun amniyon sıvısı olup olmadığını kolaylıkla anlayabilir.

36 haftadan büyük gebeliklerde genellikle suyun gelmesini takiben 36 saat içinde doğum başladığından hazırlıklarınızı tamamlamanızda yarar vardır.



 
Jan
23
    
herşey | 23 Ocak 2009 09:53 | fav | etiket:  

ERKEN DOĞUM

Ne zaman erken doğum?

Genelde 37. Hafta tamamlanmadan olan doğumlar erken kabul edilir. Doğum ne kadar erken olursa o kadar gelişmemiş bir Can doğacaktır. Halk arasında yanlış olarak 7 aylık doğumun 8 aylıkdan daha fazla yaşama şansına sahip olduğu inancı vardır. Anne karnında geçirilecek her gün Can'ın yaşam şansını arttırır. Özellikle 34. haftadan önce doğan bebekler sorunlu olacaktır. Çünkü Can'ın akciğerlerinin gelişmesi genellikle 34. haftada tamamlanır. Akciğeri gelişmemiş bir Can doğduğunda soluk alma güçlüğü çeker. Ancak yüksek basınçlı oksijen çadırında nefes alabilir. Bu nedenlerle erken doğan bebeklerin kaç haftalık olduğunun bilinmesi gerekir. Ama son adet tarihinin tam olarak bilinmediği hallerde bebeğin ağırlığı önem kazanır. 2500 gramın altı düşük doğum ağırlığı kabul edilir.1500 gramın altı ise çok düşük doğum ağırlığıdır. Genelde bebeklerin yüzde 10'u erken doğar. Bebek ölümlerinin yüzde 75'inin nedeni erken doğumlardır. Düşük ağırlıklı bir bebeğin ilk yılında kaybedilme riski normal ağırlıkla doğmuş bir bebeğe göre 200 kat fazladır. Ayrıca bunların sinir sistemlerinde ağır hasarlar ve sakatlıklar gelişme riski de 10 kat daha fazladır. Bunlarda göz ve akciğer sorunları gibi ek bir çok hasar gelişir. Çok düşük ağırlıklı bebeklerin %60'ında sinirsel özür kalır.

 

Neler erken doğuma neden olur?

Birçok nedensel bilgi ancak istatistiksel analizle elde edilir. Istatistik ise hiç bir zaman hastalık nedenini yüzde yüz göstermez. Sadece bir ilişki olabileceğini gösterir. Binlerce Anne incelenir. Bunlardan erken doğum yapan Anne'lerın özellikleri ile zamanında doğum yapanların özellikleri karşılaştırılır. Eğer erken doğum yapanlarda farklı bir özellik varsa bu etken erken doğum etkeni olarak kabul edilir. Tabi ki bu ilişkinin mantıklı bir açıklaması olması gerekir. Bu tip araştırmaya epidemiyolojik araştırma denir. Oysa bilimsel çalışma doğrudan olay üzerinde çalışmadır. Yani bir etkeni bir hamileye uygularsınız, eğer o etken erken doğuma yol açıyorsa o zaman kesin olarak erken doğum etkeni kabul edilir. Doğaldır ki bu tip bir çalışma insan üzerinde yapılamaz. Ancak hayvan deneyleri ile bazı olaylar araştırılabilir.
Epidemiyolojik çalışmalara göre erken doğum çok genç ve çok yaşlı annelerde daha sıktır. Daha önce erken doğum yapan Anne'nın tekrar erken doğum yapma riski daha fazladır. Böbrek hastalıkları, uterus myomları, uterus ile ilgili yapısal bozukluklar erken doğum nedeni olabilir.
Eğer Anne'nın kendisi, kendi doğum öncesi döneminde gelişme geriliğine maruz kalmışsa erken doğum yapma riski fazladır. Uterusun aşırı gerilmesi de erken doğum sancılarını başlatabilir. Ikiz hamilelikler, Amnion sıvısının fazla olduğu haller bu duruma örnektir.
Erken doğumların yüzde otuzundaki etken ise enfeksiyon, yani mikroplardır. Mikroplar bazı zehirli maddeler salgılar. Bu zehir bedenin savunma mekanizmalarını harekete geçirir. Savunma hücreleri enfeksiyon bölgesine hücum ederek vücudun bağışıklık sistemini harekete geçirmek için birçok madde salgılar. Bu maddelerin etkilerinden biri prostaglandinler (PG) salgılatmaktır. PG ler uterus kasını kasar, serviksi yumuşatırlar. Böylece tedavi zamanında yapılmadığında enfeksiyon erken doğum riskini arttırır.

Beslenmenin etkisi...

Bir Anne ne kadar kötü beslenir, ne kadar kötü sağlık koşulları altında yaşarsa vücudunun mikroplar tarafından işgali o kadar kolaydır. Kansızlık, yüksek tansiyon, yetersiz beslenme, yetersiz izlem enfeksiyon riskini arttırır. Bu nedenle toplum olarak hamilelerin bakım koşullarını düzeltmemiz gerekir. Gelecek kuşakları düşünüyorsak tabi ki. Anne yaşamında stresse yol açan birçok etken erken doğumu davet eder. Hamilelikte ev değiştirmek bile erken doğuma yol açabilir. Stres sonucu ortaya çıkan hormon ve kimyasal maddeler östrojen salınımını arttırır. Östrojen ise uterus kasının kasılmasını arttıran bir hormondur.
Gelişme geriliği olan bebeklerde erken doğabilir. Bu bebekler, normal gelişme gösteren erken doğan bebeklerden daha hafif ağırlıktadır. Ama tersine bu bebeklerin yaşama şansları çok daha fazladır. Çünkü bunlar içerde zaten sıkıntı çekmişlerdir. Oksijensizliğe karşı bir çok önlem almışlar, kıt kaynaklarla yaşamayı öğrenmişlerdir. Stres altında kaldıkları için daha fazla kortizol hormonu üretmişlerdir. Bu hormon ise akciğerlerini zamanından önce olgunlaştırır.

Sigara tek başına önemli bir etkendir. Daha önceden erken doğum yapanlarda tekrarlama şansı 3 kat daha fazladır.

Ağır böbrek hastalıkları, uterusun iyi gelişemediği durumlar ve rahim ağzı gevşeklikleri erken doğum sancılarının başlamasına neden olurlar.

Ikiz hamilelikler, suyun aşırı olması, Cana ait bazı sakatlıklar erken eyleme yol açabilir

 

APGAR...Yenidoğan'ın karnesi...

Bu alandaki sağlık personelinin tümünün bildiği bu kavram, 1950'lerde Dr. Apgar'ın geliştirdiği yeni doğan bebeği değerlendirmeye yarayan bir puanlama sisteminin adıdır. Bugün için hala önemini korumaktadır. Bebeğin beş özelliği değerlendirilerek 10 puan üzerinden not verilir. Bunlar, kalp atım hızı, görünümü, yüz hareketleri, el ve bacak hareketleri ve solunumdur. Her özellik için 0,1, ya da 2 puan verilir. Beyin sağlam ise kalp ve solunumu kontrol altına alır. Yine yüz ve kol-bacak kaslarını hareket ettirir. Sağlıklı bir bebek doğduktan 1 dakika sonra 7 ile 10 arasında puan alır. Puan 7 nin altında ise bebeğe oksijen verilir. Bu arada bebek hafifçe kurulanır ve bir ısıtıcının altına konur. Çünkü yeterli soluk alabilmesi için kuru olması ve ısısını koruması gerekmektedir.
Eğer puan 3'ün altında ise acil önlemler gerekir. Bebek kendi başına soluk alamaz. Hala plasentasını arar. Bu nedenle ona plasentanın sağladığı oksijeni yapay yolla vermek gerekir. Bunun için ya soluk borusuna hortum yerleştirilip akciğerlere doğrudan oksijen verilir. Ya da ağız-burun maskesi ile yüksek basınçlı oksijen verilir. Bebek kendi başına soluk alıp verene kadar bu destek sürdürülür. Ancak bebeğe aşırı oksijen vermek doğru değildir. Bebek düşük oksijende yaşamaya alışıktır. Fazla oksijen gözlerine ve akciğerlerine zarar verebilir. Bu nedenle çok iyi denge sağlanması gerekir.
Erken doğan bebeğin geleceği ilk dakikalarda karşılaştığı ortamla yakından ilgilidir. Tabi organları ne kadar olgunsa yaşam şansı o kadar fazladır. Ne yapacağını bilen bir ekip ve yeterli teknolojik donanım bu bebeklerin şansıdır.

 

Erken doğan bebeği ne gibi sıkıntılar bekler?

- Beyin kanamasına bağlı beyin hasarı riski fazladır.
- Sindirim sistemi yeterli olgunlukta olmadığından özel beslenme ister.
- Böbreklerin yetersizliği nedeniyle sıvı ve elektrolit dengesi bozulur.
- Isı ayarlayan merkezlerin yetersizliği nedeniyle aşırı ısı kaybeder ve ısı dengesini sağlayamaz.
- Plasenta aracılığıyla Anne'den gelen glukoz ve kalsiyumdan yoksun kalır.
-Kan hücrelerinin yıkılması ile ortaya çıkan bilirübin denen sarı madde karaciğer tarafından etkisiz hale getirilir. Ama karaciğer yeterli gelişmediğinden bu işi başaramaz ve sarılık oluşur.
-Enfeksiyonlara karşı yeterli direnç ve savaşım veremez.
Tüm bu yetersizlikler bebeğin geleceğini olumsuz etkileyecektir. Örneğin biriken bilirübin beyinde çöker ve kalıcı hasarlara yol açar. Bebeğin beyin ve zeka gelişimi geri kalır. 1000 gramın altında doğan bebeklerin %75'inde beyin kanaması görülür. Neyse ki yenidoğan beyni çoğu kez bu tip harabiyetlerden fazla kalıcı zarar görmez. Ileriye yönelik önemli bir iz kalmaz.

Iyi bakım sağlıklı gelecek demektir...

Erken doğan bebeklerin bakımı çok özen gerektirir. Tüm ekibin ve ekipmanın yeterli düzeyde olması gerekir. Çalışan sağlık personeli yüksek düzeyde eğitimli olmalıdır. Günün 24 saati aynı düzeyde bakım sağlanmalıdır. Tam donanımlı bir yenidoğan bakım ünitesi uzay merkezini anımsatır. Her yerde monitörler, bip bip sesleri, sessiz ama yoğun bir koşuşturmaca, yanan sönen ışıklar. Hepsi yenidoğana Anne karnındaki ortamı hatırlatmak için gösterilen çabalardır. Cağdaş yenidoğan uniteleri Anne karnındaki çevreyi taklit etmeye çalışır. Ancak hangi bebekler yaşar, hangisinde hasar kalır, hangisi sorunsuz gelişir? Bunları önceden kestirecek testler henüz mevcut değildir. Özürlü kalan bebekler hem aile hem de toplum için yük olacaktır. Çok yoğun bakım isteyen bebeklerde özürlü kalma oranı yüksektir. Beyin hasarı ömür boyu süren ve ileri yaşlarda daha da belirginleşen bir sorundur. Erken dönemde beyini geliştirici özel çalışmalara başlanması gerekir.Gelişme döneminde beyne yaptırılacak egzersizler oluşacak kalıcı hasarları azaltabilir. Çevresinde böyle insanlar bulunanlar durumun hassasiyetini daha iyi anlarlar. Ömür boyu Anne babasına bağımlı bir insan vardır karşınızda. Bakımı hem maddi hem de manevi açıdan ağır bir yüktür. Bu kişilerin topluma verebilecekleri çok azdır. Sürekli toplumdan alır. Tüm bu nedenlerle doğum hekimliğinin en önemli görevlerinden biri erken doğumları olduğunca azaltmakdır.
Erken doğum sadece aileye değil topluma da büyük yük getirir. Toplumsal kaynaklarımız zaten sınırlı. Bu kaynakların erken doğan bebeklerin bakımı için değil, sağlıklı doğan bebeklerin daha iyi yetişmesi için ayrılması gerekir. <

 

Erken doğum önlenebilir mi?

En tartışmalı konulardan biridir. Birçok ilaç erken doğum sancılarını durdurabilir. Ama bu ilaçların erken doğan bebek sayısını azaltmada pek katkısı olmamaktadır. Risk gruplarını saptayarak bu kişilerin çok yakından izlenmesi, vajinal kültürlerle mikrop taraması erken doğum riskini azaltabilir. Ayrıca rahim gevşekliği olanlara dikiş atılması ve yatak istirahati yararlı uygulamalardır. Bu konuda Anne'nın iyi eğitimi ve erken doğum belirtilerini erken tanıyarak zamanında hekime başvurması önemlidir.

Erken doğumu erken farketmek...

Erken doğum tanınabilir mi? Ya da tanındığında önlem alınabilir mi? Bu da ayrı bir sorundur. Genellikle bazı belirtilerin erken doğum habercisi olduğu ancak olay iyice ilerledikten sonra anlaşılabilir. Bu durumda da çok geç kalınmış olacaktır. O halde erken doğum habercisi olabilecek belirtilerin gözlendiği her duruma erken doğum başlıyormuş gibi yaklaşmak gerekir. Fetal Monitör denen cihazla uterus kasılmalarının karın üzerinden ölçülmesi ayırıcı tanıda oldukça yardımcıdır. Ancak ultrasona göre çok ucuz ve yararlı olan bu cihaz ülkemizde ultrason kadar yaygınlaşmamıştır.
Düzenli ve ağrılı kasılmaları olan kadınların yarısında doğum eylemi başlamaz, yani herhangi bir tedavi yapılmasa da doğum ilerlemez ve durur. Bu nedenle de bir ilacın ya da tedavinin etkinliğinin değerlendirmesi güçtür.

 

Yalancı doğuma yalancı tedavi....

Eğer gerçekten ciddi bir durum varsa Anne'nın hastaneye yatırılarak tedavi edilmesi gerekir. Teadviye ilaçlar serum içine katılarak başlanır ve şayet ağrılar geçerse ağızdan haplarla devam edilir. Ülkemizde ve yurt dışında en çok kullanılan ilaç Pre-par ismiyle bilinen bir ilaçtır. Ciddi durumlarda bu ilaç ağızdan 2 saatde bir verildiğinde ancak etkili olur. Çarpıntı gibi bazı ağır yan etkileri olan bu ilaç birçok kadın doğum hekimi tarafından yanlış kullanılmaktadır. Günde 3 sefer yarımşar tablet verilir. Bu kullanımın hiçbir yararı yoktur. Sadece hekimi ve hastayı psikolojik olarak rahatlatır.
Son yıllarda bir kalp ilacı olan nifedipinin 24 saat etkili biçimleri erken doğumu engellemek için kullanılmakta ve başarı sağlanmaktadır.
Erken eylemi durdurmaya çalışmanın en önemli yararı Can'ın akciğerlerini olgunlaştıracak zamanı kazanabilmektir. Eğer doğum 48 saat geciktirilir ve bu arada Can'ın akciğerlerini geliştirmede yararlı olacak ilaçlar kullanılırsa, tedavi amacına ulaşmıştır. Erken eylem tedavisinin ikinci önemli yararı Can'ı yaşatabilecek özellikleri ve donanımları olan hastanelere zamanında yetiştirilmesidir.

 


       Hazırlayan; Op. Dr. Bülent URAN
       Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

 


 
Jan
21
    
herşey | 21 Ocak 2009 07:24 | fav | etiket:  

 NORMAL DOĞUM  

Bebeğinizin, doğum kanalınız yoluyla dünyaya gelmesine normal doğum denir. Normal vajinal doğumun üç evresi vardır. 1. Sancılarınızın başlamasından serviks (Rahim ağzı) açıklığının tam olmasına kadar süren ilk evre. 2. Bebeğinizin doğuşu ile tamamlanan ikinci evre. 3. Plasentanın (Eş) çıkmasıyla tamamlanan üçüncü evre. Üçüncü evrenizden sonra ise, kanama ya da yırtıklarınızın kontrolü yapılarak, epizyotomi veya varsa yırtıklarınızın dikilmesi işlemi yapılır.

Sizin sabrınızı ve dayanıklılığınızı zorlayabilen, vajinal doğumdan çekinmenize yol açan uzun süreli ağrılarınız, doğumunuzun birinci evresinde gerçekleşir ve bir amaca yöneliktir. Bu evrede genellikle düzenli aralıklarla gelen her sancınız, rahminizin kasılmasına, rahim ağzınızın açılmasına ve bebeğinizin aşağı doğru itilmesine neden olur. Başka bir deyişle, gelen her sancınız, bebeğinizi size biraz daha yaklaştırır.

Normal vajinal doğumun üstünlükleri

Normal vajinal doğumun, hem sizin hem de bebeğiniz için sezaryenle doğuma göre üstünlükleri vardır. Vajinal doğumunuz sonrasında, birkaç saat içinde normal aktivitelerinizi yapabilir, çok kısa sürede bebeğinizi emzirmeye başlayabilirsiniz. Ayrıca normal doğum ile hamilelik öncenizdeki yaşamınıza dönmeniz çok daha kolay olur. Normal doğumunuz sonrası vücudunuzun eski şekline dönmesi, sezaryene oranla daha çabuktur. Doğumunuzu yapar yapmaz bebeğinizi kucaklayabilir ve emzirebilirsiniz. Ayrıca doğumunuz sırasında bebeğinizin dünyaya gelişine canlı canlı şahit olabilir ve o tarifsiz mutluluğu yaşayabilirsiniz hem de bebeğinizle çok daha çabuk özel bir bağ kurabilirsiniz.

Normal gerçekleştireceğiniz doğumunuz sırasında, bebeğiniz kemik kanalınızdan geçip (Pelvis kemikleriniz), vajinanızdan çıkarken göğüs kafesinde oluşan baskı, bebeğinizin akciğerlerindeki sıvının çok büyük kısmının boşalmasına ve nefesini daha rahat almasına yardımcı olur. Sezaryenle yapacağınız doğumda bu durum söz konusu olmadığından, sezaryenle doğan bebeklerde “yeni doğanın geçici takipnesi” ve “ıslak akciğer” adı verilen solunum sıkıntıları, vajinal doğuma oranla 5 kat daha sık görülür.

Doğum ağrısı nedir?

Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Doç. Dr. Hanife Altunkaya: “Doğum ağrısı kendine has özellikleri olan, çok yönlü bir ağrıdır. Doğum sırasında, doğumun evrelerine göre ağrının şiddeti, süresi, yayılımı ve kalitesi değişir.” diyor ve konu ile ilgi bizi bilgilendiriyor.

Doğum ağrısı, insanın hissedebileceği ağrıların en şiddetlisidir, ancak bunun yanı sıra en hızlı unutulanıdır. Hamileliğinizde ağrınızı algılanmanızda sensoriyel, emosyonel, davranışsal ve çevresel faktörlerinizin de etkisi vardır. Ağrı, doğumunuzun başladığını bildiren, biyolojik bir işarettir, ancak doğumunuza ağrınızın mutlaka eşlik etmesi gerekmez. Doğum ağrınız, primer olarak rahminizden ve perine (Vajina girişi ile makat arasında kalan bölge) bölgenizdeki ağrı reseptörlerinizden kaynaklanır. Rahim, rahim ağzı, pelvis ve perineden gelen ağrılı uyaranlarınız, spinal kord segmentleri tarafından, innerve edilen dermatomlar boyunca hissedilir. Doğumunuzun başlangıç dönemindeki ağrınız, rahim kasılmalarınıza ve rahim ağzınızın gevşemesine (Servikal dilatasyon) neden olan ağrıdır. Bu yüzden, doğumunuzun ilk döneminde ağrınız genellikle bel, göbek çevresi ve pubiste hissedilir. Doğumunuzun ikinci evresinde ise, pelvis tabanının gerilmesi ve vajinanızdan kaynaklanan ağrı daha alt seviyelerde (Uyluk ve bacaklarınızda yanıcı, sızlayıcı kramp tarzında) hissedilir.



 
Jan
21
    
herşey | 21 Ocak 2009 07:14 | fav | etiket:  
EPİDURAL ANESTEZİ (Ağrısız Doğum)

(Dr.Süleyman Eserdağ'ın bu yazısı 13/6/2005 tarihinde "Akşam Gazetesi"nde haber olarak yayımlanmıştır.  Web adresi:  www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2005/06/13/pencere/pencere7.html  

Günümüzün anne adayları artık çok şanslı. Çünkü artık epidural anestezi veya halk arasında "ağrısız doğum" adıyla bilinen yöntem çok güvenli ve yaygın bir şekilde kullanılıyor.

Epidural anestezi ile ilgili yeterince bilgi alabilmek için öncelikle doğum ağrıları hakkında gerekli bilgiyi almak uygundur.

Doğum Ağrılarının Nedenleri Nelerdir?
Doğum sırasındaki ağrıların iki temel nedeni vardır; duygusal ve fonksiyonel nedenler.

Duygusal ağrıların nedeni "korku ve bilgisizlik"tir. Bu faktörler doğum sancılarının şiddetini olumlu ya da olumsuz şekilde etkileyebilir.

Doğum ile ilgili eğitim, ağrıyı ortadan kaldırmasa da onunla başetmeyi bize öğretir. Kendisini nelerin beklediğini bilen bilinçli bir anne adayı ağrıya çok daha kolaylıkla direnebilmektedir.

Doğum ağrılarının ana nedeni ise fonksiyonel ağrılardır. Rahim kasılmaları, rahim kanalının açılması, bebeğin aşağıya doğru inişi ve doğum sırasındaki tıbbi girişimler fonksiyonel ağrıların diğer nedenleridir. Bu bölgedeki sinirsel uyaranların beyine iletilmesi sonrasında ağrı hissi oluşuyor.

Epidural Anestezi Nedir?
Epidural anestezi vücudun belirli bir bölgesindeki ağrı iletimini durduran bölgesel ya da lokal bir anestezi çeşididir.

Yöntem, bir anestezi uzmanı (anestezist) tarafından uygulanır. Doğum ağrısını kontrol altına almanın en etkili yöntemi olmakla birlikte sadece bu amaçla kullanılmaz.

Sezaryen gibi bel seviyesi altında yapılan pek çok ana cerrahi girişim epidural anestezi altında yapılabilir.

Uygulamadaki prensip, omuriliği çevreleyen ve "dura" adı verilen zarın etrafına lokal anestezik madde verilerek ağrı uyarılarının beyine ulaşmasının engellenmesi sonucunda ağrı hissinin ortadan kalkmasıdır.

Eğer bu bölgedeki motor işlevi sağlayan sinirler de baskılanırsa tam bir anestezi meydana gelir ve uygulama yapılan bölgenin altında kalan kısımda his ile birlikte hareket kabiliyeti de ortadan kalkar. Kişi bu durumda geçici süreyle bacaklarını ne hissedebilir ne de oynatabilir. Bu sezaryen ameliyatlarında uygulanan epidural anestezidir.

Epidural anestezinin normal doğumda uygulanmasındaki amaç sadece ağrıyı gidermek olduğundan, epidural aralığa sezaryen ameliyatlarına göre daha az dozlarda lokal anestezik ile birlikte güçlü ağrı kesiciler de verilir. Bu sayede motor kayıp olmayacağından anne adayı ağrı duymadığı halde dokunmaları hissedebilir ve bacaklarını oynatabilir.

Lokal anesteziğin miktarı çok düşük tutularak anne adayının normal doğum eylemi sırasında yürüyebilmesi dahi sağlanabilir.

Epidural Anestezi Nasıl Uygulanır?
Epidural anestezi
Normal doğumda rahim kasılmaları düzenli hale geldikten sonra ya da rahim açıklığı yaklaşık 4 cm.ye ulaştığında (bu dönem ağrıların hissedilmeye başladığı ‘aktif faz’ olarak adlandırılır) epidural anestezi yapılabilir.


Anne adayı yan yatar ya da oturur pozisyondayken kateterin (ince boru) takılacağı bel bölgesindeki alan önce antiseptik solüsyonlar ile temizlenir, sonra bölgeye steril örtüler örtülür.

Epidural anestezi, ağrısız doğum, sezeryen, normal doğum
Daha sonra kateterin gireceği bölüm iğneyle uyuşturulur, ardından kateter ciltten bel bölgesindeki omurların arasına kadar itilerek dura zarı çevresindeki epidural aralığa yerleştirilir.



Kateterin dışarıda kalan ucu flasterler ile hastanın sırtı boyunca sabitlenerek kayması engellenir.

Böylelikle dışarıda kalan uçtan gereksinim halinde enjektör yardımıyla istenilen miktarda lokal anestezik ilaç yapılabilir.

Normal doğumda, kateter yerleştirilip ilaç verildikten yaklaşık 15 dakika sonra anne adayı kasılmaları hissetmesine rağmen ağrı duymamaya başlar. Doğum uzadığında veya ilacın etkisi azalıp hasta ağrı duymaya başladığında ise ek dozlar verilebilir. Bu şekilde doğum gerçekleştirildikten sonra epizyotomide de ek bir anesteziye gerek kalmaz.

Vajinal doğumu takiben hemen, sezaryeni takiben ise genellikle 24-36 saat sonra uygulamaya son verilerek kateter çekilip çıkartılır.

Anestezi amaçlı epidural kateter takılması işlemi hastalar açısından son derecede kolay tolere edilebilir, acısız ve rahat bir uygulamadır.

Kateterin epidural boşluğu girdiği anda bacakta elektrik çarpmasına benzer bir his oluşması dışında hastada rahatsızlık oluşmaz. İşlemin uygulamasında en önemli nokta ise işlemi yapan anestezi uzmanının deneyimidir.

Epidural Anestezinin Avantajları Nelerdir?
Doğum ağrılarının giderilmesinde en etkili yoldur.
Genel anesteziye göre riski daha azdır.
Annenin bilinci açık olduğu için sezaryen sırasında doğuma katılabilir, hatta ameliyat devam ederken bebeğini kucağına bile alabilir.
Uygun zamanda uygulanırsa normal doğumun ilerlemesini hızlandırır.


Epidural Anestezinin Uygulamasındaki Riskler Nelerdir?

Epidural anestezide risk sanılanın aksine deneyimli uzmanlar tarafından yapıldığında son derece azdır.

En sık görülen yan etki ani tansiyon düşmesidir (hipotansiyon). Bu problemi önlemek için, işlemden hemen önce damar yolundan yaklaşık bir litre kadar sıvı hızlı bir şekilde verilerek damar yolunun dolması sağlanır.

Ayrıca, işlem sonrası baş ağrıları, yetersiz anestezik madde uygulanmasına bağlı tek taraflı anestezi oluşması, kullanılan ilaçlara bağlı hafif derecede alerji ve cilt döküntüleri, enfeksiyon, nadiren ıkınma hissini ortadan kaldırarak doğum süresinin uzaması, işlem sonrası idrar yapmada geçici zorluklar ve yine çok çok nadiren felç gelişimi gibi problemler sayılabilir.

İşlem deneyimli ellerde uygulandığında, bu tür problemlerin gelişmesi son derecede nadirdir.

Epidural anestezi hem vajinal hem de sezaryen ile doğumların son derece konforlu geçmesini sağlayan ve 25 yıldır modern tıpta yeri olan bir yaklaşımdır. Her anne adayı bu uygulamadan yararlanması için teşvik edilmelidir. Genel anestezinin risklerinin epidural anesteziye göre daha fazladır.

Epidural Anestezi (Ağrısız doğum) Kimlere Uygulanmaz?
Kanama bozukluğu olanlarda
Antikoagülan (pıhtılaşmayı önleyici) tedavi alanlarda
Uygulama bölgesinde enfeksiyon-yanık varlığında
Anne adayının uygulamayı reddetmesi durumlarında epidural anestezi uygulanmaz



 
Mayıs
19
    
herşey | 19 Mayıs 2008 15:31 | fav | etiket:  

kadin5 Bazı belirti ve bulgular;

  • Beklenen adetin başlamaması

  • Görülen adetin niteliklerinin normalden farklı olması (miktarın, adet görme zamanının, beraberinde oluşan belirtilerin, öncesinde oluşan belirtilerin farklı olması)

  • Memelerde dolgunluk, hassasiyet, memeucunda koyulaşma, memebaşında karıncalanma hissi

  • Karnın alt kısmında dolgunluk, şişkinlik ve bazen hassasiyet

  • Bulantı ve bazen kusma

  • Yorgunluk, uykuya eğilim, başdönmesi

  • Sık idrara çıkma

  • Vajina salgılarının artması

  Tüm yukarda belirtilen  izler yinede bir hamileleik belirtisi olmaya bilir. Kesin sonuca ulaşmak için  tıbbi bazı yöntemler/testler kullanılır

GEBELİK TESTLERİ

Gebelik rahimde (dış gebelik durumunda tüplerde ya da karın boşluğu gibi bir yerde) yerleştiği andan itibaren trofoblast hücreleri tarafından HCG (Human chorionic gonadotropin) adı verilen bir hormon salgılanmaya başlanır. Normalde kanda ve idrarda eser miktarda bulunan bu hormonun arttığının çeşitli testlerle gösterilmesi (HCG salgılayan tümörlerin olduğu çok ender durumlar hariç) vücutta bir gebelik olduğunun kesin kanıtıdır.

Kandaki ve idrardaki HCG seviyesinin bu hormona yapısal olarak çok benzeyen luteinizan hormon (LH) adlı yumurtlamadan sorumlu hormon ile karışmasını önlemek için HCG hormonunun beta fraksiyonu yani ß-HCG ölçümü yapılır.

İdrar testleri:

Kanda ß-HCG belli bir eşik seviyesine ulaştığında idrara çıkmaya başlar ve gebeliğin ilerlemesiyle idrardaki seviye artar. İdrarla yapılan gebelik testlerinin esası bu ß-HCG'nin varlığının ya da yokluğunun saptanmasına dayanır. Çeşitli testlerin hassasiyeti arasındaki farklılıklar idrardaki seviyeyi tanıyıp tanıyamamalarına bağlıdır.

Eczanelerde ya da evlerde hazır test kitleri yardımıyla uygulanan idrarda gebelik testlerinin güvenilirliği üretici firma tarafından her ne kadar %99 olarak belirtilse de yapılan çalışmalar özellikle adet gecikmesinin 10 günden daha az olduğu durumlarda hata oranının %50'lerde olabileceğini göstermektedir ("Hata" genellikle testin hassasiyetinin düşük olması nedeniyle varolan bir gebeliği saptayamaması şeklinde olmaktadır. Ancak tam tersi de mümkündür).

Laboratuvarda uygulanan idrarda gebelik testleri ise adet gecikmesinin beşinci gününden itibaren güvenilir sonuç verebilmektedir. Bu testler daha düşük hormon seviyelerini tanıyabilen ve bu yüzden de hazır test kitlerine göre daha hassas olan testlerdir.

Kan testi (beta HCG):

İdrar testleri ß-HCG'nin varlığını ya da yokluğunu saptayabilirken kan testleri ß-HCG'nin kandaki seviyesini saptarlar. Böylece hormon salgısının başladığı en erken dönemlerde, henüz adet gecikmesi bile olmadan kanda ß-HCG seviyesi saptanarak gebeliğin tanısı konabilir, ya da gebelik oluşmadığı yönünde kesin karar verilebilir.

ULTRASONLA GEBELİK TANISI

Adet gecikmesi bir haftayı geçtiğinde gebelik testi yapılmaksızın vajinal ultrasonla gebelik tanısı konabilir. Abdominal (karından bakılan) ultrasonla ise adet gecikmesi en az 10 gün olmalıdır.



 
Mayıs
19
    
herşey | 19 Mayıs 2008 07:46 | fav | etiket:  

KÜRTAJ  

Kadın olsun, erkek olsun kürtaj kelimesini duymayan yok gibidir. Buna karşın yine pekçok kişi kürtajın sadece bebek aldırmak olduğunu düşünür. Oysa kürtaj en çok istenmeyen ya da zorunluluk durumunda gebeliğin sonlandırılması için uygulalan bir işlem olmasına karşın kelime olarak sadece bu işlem için kullanılan bir terim değildir.

Kürtaj kelime anlamı ile kazımak anlamına gelir. Örneğin diş hekimleri de diş etlerindeki lezyonarı temizlemek için kürtaj yaparlar. Sozcüğün doğru şekli kürtaj değil küretajdir. Ancak dilimize kürtaj olarak yerleşmiştir. Kadın Hastalıkları ve Doğum branşında kürtaj terimi rahim içerisinden herhangi bir dokuyu birtakım aletler ile kazıyarak alma işlemi için kullanılır. Bu dokular gebelik ürünü olabileceği gibi biopsi ya da tedavi amaçlı alınan dokular da olabilir.Kadın hastalıkları ve doğum bölümünce yapılan küretajlar iki aşamalıdır. Birinci aşama rahim ağzının genişletilmesi (dilatasyon), ikinci aşama ise küretajdır (curettage). Bu nedenle işlem için kullanılması gereken en doğru terim ingilizce Dilatation and Curettage kelimelerinin başharflerinden oluşan D&C'dir.Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kürtaj kadın doğum hekimlerinin en çok uyguladığı cerrahi işlemlerin başında gelmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki kürtaj bir doğum kontrol yöntemi değildir.

Türleri

Kürtaj (kadın hastalıkları ve doğum'da kullanıldığı şekliyle) rahim içinden doku almak anlamına geldiğine göre sadece gebelik sonlandırmak için yapılmaz.

Özellikle kanama bozukluklarında ve monopoz sonrası kanamalarda teşhis amaçlı küretaj yapılabilir. Yine infertilite (kısırlık) araştırmalarında yumurtlama olup olmadığını anlamak vb. amaçlı kürtaj uygulanabilir.

Gebelik Boşaltımı
Üreme çağındaki kadınlarda en sık uygulanan kürtaj şeklidir. İstenmeyen gebeliklerin sonlandırılması amacı ile yapılır.

Probe Küretaj
Kanama bozukluklarında ve özellikle menopoz sonrası kanamalarda teşhis amaçlı yapılan işlemdir. Özel aletler (küret) ile rahim içi, bazal tabakaya kadar kürete edilir (kazınır). Şiddetli ve uzun süreli kanamalarda hem altta yatan sebebi tespit edebilmek, hem de kanamayı durdurmak için uygulanır. Bu açıdan bakıldığında aynı zamanda bir tedavi şeklidir. Bu işlem sayesinde endometrial hiperplazi, rahim kanseri, rahimde yaşa bağlı zayıflama (atrofi) teşhisi konabilir.

Fraksiyone küretaj
Uygulanış amacı probe küretaj ile hemen hemen aynıdır. Ancak burada rahimin içini döşeyen endometrium tabakasından ve rahim ağzının içini döşeyen endoservikal kanaldan ayrı ayrı örnekler alınır ve pataolojik tahlile gönderilir. Özellikle rahim kanseri ve rahim ağzı kanserinin ayrımında önemli bir teşhis aracıdır.

Endometrial Dating
İnfertilite teşhisinde yumurtlamanın olup olmadığını anlayabilmek için adet siklusunun 21. gününde endometriumdan örnek alınır. Yumurtlamadan sonra salgılanan progestron hormonunun etkisi ile endometrium sekresyon (salgılama) fazına girer. Endometrial dating'de amaç endometrium durumunun adet siklusu ile uyumlu olup olmadığı anlamaktır. Bu amaçla rahim içinden özel bir küret ile tek bir örnek alınır.

Revizyone küretaj
Kendiliğinden olan bir düşükten sonra içeride kalan parçaları temizlemek için yapılan küretaja verilen isimdir. Düşüğün tam olduğu yani içeride parça kalmadığı düşünülse bile revizyone küretaj yapılması prensiptir.

Ayrıca doğumdan sonra içeride plasenta parçaları kaldığından şüpheleniliyorsa, Boom küret adı verilen özel küretler ile kalan parçalar alınır. Bu işlemde revizyone küretaj olarak değerlendirilir.

Nasıl yapılır

Hayatında ilk defa kürtaj olacak kadınlar işlemin nasıl yapıldığını bilemedikleri için büyük korku yaşarlar. Bazı kadınlar daha önceden bu tür bir operasyon geçirmiş arkadaşlarından duydukları sayesinde konu hakkında bilgi sahibi olabilirler. Bu bölümde kürtaj işleminin nasıl yapıldığı ayrıntıları ile anlatılmaktadır.

Kürtaj genel anestezi ya da lokal anestezi ile yapılabilir. Lokal anestezi uygulandığında rahim ağzının her iki yanına ilaç enjekte edilir. Bu anestezi sadece rahim ağzı özel bujiler ile dilate edilirken duyulan ağrıyı digerdiğinden, lokal anestezi ile yapılan işlemlerde acı duyulabilir.

Bizim tercihimiz kürtajın genel anestezi ile yapılması yönündedir. Bu sayede hem hasta ağrı ve acı duymaz, hem de işlemden kaynaklanan komplikasyon riski en aza indirilmiş olur.

Kürtaja karar vermeden önce sadece pozitif olan gebelik testine itbar edilmemeli, mutlaka ultrason ile gebeliğin varlığı ve rahim içinde yerleştiği teyid edilmelidir.

Kürtaj ilk olarak muayene ile başlar. Bu aşamada kişi idrarını yaparak mesanesini boşalttıktan sonra iç çamaşırını çıkartıp muayene masasına geçer. İdeal olan kişinin bu aşamadan önce özel önlükler giymesi ve kendi kıyafetleri ile işlem odasına girmemesidir. Jinekolojik muayene masası özel bir masadır ve kişinin işlem için en uygun pozisyon olan lithotomi pozisyonunda, yani bacaklarını özel bölümlere yerleştirerek yatmasına olanak verir. Eğer genel anestezi uygulanacak ise hastaya bu aşamada ince bir katater yardımı ile damar yolu açılır ve anestezi uzmanı bir hekim tarafından ilaç verilir. Hasta birkaç saniye içinde uyur. Önemli olan anestezinin kadın doğum hekimi ya da bir başkası tarafından değil bu konuda tecrübeli bir anestezi uzmanı tarafından verilmesidir.

Hasta uyuduktan sonra pozisyon verilir ve ilk önce rahimin durumunu ve büyüklüğünü değerlendirmek için jinekolojik muayene yapılır. Rahimin özellikleri anlaşıldıktan sonra vajinal spekulum yerleştirilir. Spekulum ile rahim ağzı görünür hale gelir. Vajina ve serviks antiseptik solüsyonlar ile yıkanarak olası bir enfeksiyona karşı önlem alınır. Lokal anestezi uygulanacak ise bu aşamada yapılır ve serviksin her iki yanına ilaç enjekte edilir. Daha sonra serviks yani rahim ağzı tenekulum ya da tekdişilli adı verilen bir alet ile tutulur. Bu işlem ağrı verebilir. Tenekulum çekilerek rahimin düz bir hale gelmesi sağlanır.

Buji adı verilen aletler yardımı ile rahim ağzı genişletilmeye başlanır (dilatasyon). Bunun için mümkün olan en ince buji kullanılır. Bujiler çaplarının milimetre cinsinden büyüklüğüne göre numaralandırılır. Genelde 6 ya da 7 numara bujiye kadar dilate edilir. İşlem daha önce doğum yapmış olanlarda kolay olmakla birlikte, şahsi tecrübelerimize göre gebe kadınlarda rahim ağzı zaten 6-7 milimetre dilate olmuş olduğundan çoğu kadında dilatasyona gerek kalmaz.

Dilatasyon işlemi tamamlandıktan sonra plastik kanüller rahim ağzından geçirilerek, rahim boşluğuna ulaşılır. Bu kanüller meşrubat içmek için kullanılan pipetlere benzerler. Kanül yerleştirildikten sonra, ucu bu amaç için üretilmiş 60 santilitrelik, vakum yaratan özel enjektöre bağlanır. Enjektörün düğmesi açılarak negatif basınç oluşması sağlanır ve enjektör ileri geri hareket ettirilerek rahim içi temizlenir. Bu işlem lokal anestezi altında hastaya oldukça rahatsızlık ve acı vermektedir. Rahim içi tamamen temizlenene kadar işleme devam edilir. Eğer içeride parça kalmasından şüphe edilir ise kesin küretler ile kavite iyice temizlenir. Eskiden kullanılan bu küretler günümüzde artık pek tercih edilmemektedir. Hem rahim delinmesi hem de işlem sonrasında rahim iç zarlarının yapışmasına bağlı ileride gelişebilecek kısırlık ihtimali keskin küretler ile çok artmaktadır. 10 haftalıktan küçük gebeliklerin sonlandırılmasında keskin küretlere gerek yoktur. Eğer tıbbi bir neden ile ve hekimler kurulu kararı ile 10 haftadan büyük bir gebeliğin sonlandırılmasına karar verilmiş ise bu işlem daha büyük kanülleri vakum cihazlarına bağlayarak yapılır ve ardından keskin küretler ile parça kalıp kalmadığı kontrol edilir.

Biopsi amaçlı yapılan kürtajlarda da en ince kanüller kullanılabilir. Ancak burada ince kesin küretlerin tercih edilmesi patolojik tanı açısından daha yararlı olabilir.

Kavitede parça kalmadığından emin olunduktan sonra kanüller ya da küretler çıkartılır. Tenekulum yerinden alınır ve eğer çıktığı yerde kanama varsa baskı uygulanarak durdurulur. Vajina tekrar antiseptik solüsyonlar ile yıkanır. Ardından spekulum çıkartılır.

İşlem lokal anestezi ile yapılmış ise hasta 5-10 dakika dinlendikten sonra kalkabilir ve gidebilir. Genel anestezi uygulanmış ise hasta uyandırılır. Uyanma süresi genelde kullanılan ilaca bağlı olarak 5-10 dakika kadar sürer. Hasta 60-120 dakika kadar dinlendikten sonra evine gidebilir.

Eve giderken hiçbir kimse kişinin kürtaj olduğunu anlayamaz. Dışarıdan fark edilebilecek herhangi bir belirti yoktur. Evine gönderilen hastaya antibiyotik, ağrı kesici ve kanama azaltıcı ilaçlar verilebilir. Hasta genelde 1 hafta sonra ultrason kontrolüne çağırılır.

Kürtaj sonrası 2-3 gün kadar kanama olabilir. Ancak hiç kanama olmaması da anormal bir durum değildir ve inceleme gerekmez. Kanama olmamasına rağmen şiddetli ağrılar var ise inceleme gerekir.

Kürtaj basit bir işlem olmakla birlikte, bana göre muayenehane ya da poliklinik şartlarında değil hastane şartlarında yapılmalıdır.

Riskleri

Tüm cerrahi işlemlerde olduğu gibi ister genel anestezi ile ister lokal anestezi ile yapılsın küretajın da birtakım riskleri vardır. Bunlar anesteziye bağlı riskler ve işleme bağlı riskler olarak 2 ye ayrılır.

Anesteziye Bağlı Riskler
Lokal anestezi ile yapılan işlemlerde en önemli risk işleme başlarken rahim ağzı özel bir alet yardımı ile tutulduğunda duyulan ağrı nedeni ile ani tansiyon düşmesi ve bayılmadır. Vazovagal senkop adı verilen bu durum oldukça sık görülür. Yine duyulan çekilme hissi nedeni ile bulantı ve kusma görülebilir.

Genel anestezinin riskleri ise hastanın yaşı, genel sağlık durumu, var olan sistemik hastalıkları, allerjik öyküsü gibi faktörlere bağlıdır. Bu faktörlerden doğan riskleri en aza indirmek için genel anestezi mutlaka ve mutlaka bir Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanı tarafından verilmelidir. Bu uzman hastanın durumuna göre en uygun ilaç ya da ilaçları seçecek bilgi ve tecrübeye sahiptir. Genel anestezi ile yapılacak olan işlemlerin muayenehane ya da poliklinik değil hastane şartlarında yapılması daha uygun olur.

İşleme bağlı riskler
Rahimin delinmesi (Rüptür)
Gebe bir rahim, gebe olmayan bir rahim'e göre çok daha yumuşakdır. Bu nedenle işlem esnasında yapılan dikkatsiz ve sert bir hareket rahimin delinmesine neden olabilir. Rahim delindiği fark edildiğinde hemen işleme son verilir ve hasta müşahade altına alınır. Eğer delinen bölgeden karın boşluğu içine kanama oluyor ise hastada spesifik belirtiler ortaya çıkar. Bu durumda acilbir ameliyat gereklidir. Hastanın karın boşluğu açılarak delinen yer onarılır. Çoğu rüptür vakasında delinme uterusun fundus bölgesinden olduğu için kanama olmaz ve delinen bölge bir süre sonra kendiliğinden kapanır. Eğer işlem esnasında rüptür olduğu fark edilmez ise barsaklar, mesane, rektum gibi organlar hasar görebilir ve bu durumda hastada hayati tehlike yaratacak boyutlara varabilecek riskler doğar. Bu durumda acil bir ameliyat ile zedelenen dokuların onarılması hayat kurtarıcıdır.

Rahim delinmesi işlem dikkatli yapıldığı taktirde son derece nadir görülen bir komplikasyondur. Risk gebelik yaşı büyüdükçe artar.

Rest plasenta
Küretajın en sık görülen komplikasyonu halk arasında parça kalması olarak anılan "rest" durumudur. Belirli bir sure sonra ortaya çıkan fazla miktarda olan ve kesilmeyen kanama ile kendini belli eder. Tedavide yeniden küretaj gerekir. Ciddi bir tehlike yaratmaz. 5 haftadan küçük ve 10 haftadan büyük gebeliklerde daha fazla görülür.

Enfeksiyon
Diğer bir komplikasyon ise enfeksiyondur. Genelde işlemden 5-6 gün sonra ortaya çıkar. Gelişen enfeksyon tüplere kadar yayılırsa tüplerde yapışıklık ve tıkanıklığa sonuçta da kısırlığa neden olabilir. İşlem esnasında hijyen ve sterilite kurallarına uyulursa risk azalır. Bazen kişinin kendisinden kaynaklanan faktörler neticesinde enfeksiyon ortaya çıkabilir. İdeal olan her kürtaj işleminden sonra koruyucu amaçlı antibiyotik tedavisi uygulamaktır.

Gebeliğin devamı
Çok küçük gebeliklerde bazen gebelik ürünü boşaltılamayabilir ve olay devam edebilir. 5 haftalıktan küçük gebeliklerde daha sık görülür.Fark edildiğinde 1 hafta sonra işlemin tekrarı gerekebilir. Bu nedenle kürtajın en erken 5-6. haftalarda yapılması uygun olur.

Rahim içinde kan birikmesi (Hematometra)
Son derece nadir görülen bir durumdur. İşlem sonrası rahim ağzı sımsıkı kapanır ve kan rahim içinde birikir. Oldukça ağrılı bir durumdur. Rahim ağzının ince bir buji ile açılması sorunu çözer.

İşlemin yapılamaması
Bazen daha önceden geçirilmiş operasyonlar ya da rahimdeki şekil bozukluklarına bağlı olarak rahim içerisine katater sokulmaz ve kürtaj yapılamaz. Böyle bir durumda hasta anesteziden uyandırılır, ağzıdan ve vajinalyoldan uygulanan bazı ilaçlar ile rahim ağzının açılması sağlanır ve daha sonra kürtaj gerçekleştirilir.

Yapışıklık
Bir başka risk ise küretaja bağlı gelişen ve Asherman sendromu adı verilen durumdur. Burada rahimin iç duvarlarında yapışıklıklar ve dolayısı ile adet kanamasında azalma ve hatta kısırlık görülebilir. Nedeni metal küretler ile rahimin gereğinden fazla kazınmasıdır. Tanısı rahim filmi çekilerek konur.Tedavisi cerrahidir.

Aşırı Kanama
Özellikle büyük gebeliklerde işlem esnasında aşırı miktarda kanama olabilir. Kanama durdurulamaz ise hasta şok tablosuna girebilir. Oldukça nadir görülen bir durumdur.

Adet gecikmesi
Kürtaj sonrasi ilk adet genelde 4 hafta sonra görülür. Kürtajın yapıldığı gün adet kanamasının ilk günü olarak kabul edilir ve normalde kaç günde bir adet görülüyor ise o kadar süre sonra ilk adetin olması beklenir. Nadiren bu süre 60 güne kadar uzayabilir. Eğer beklenen günde adet görülmez ise mutlaka jinekolojik değerlendirme gerekir. Eğer adet gecikmesine gebeliğin devamı, Asherman Sendromu gibi bir komplikasyon neden olmamış ise ya da gebelik devam etmiyor ise ilaçlar ile adet kanamasının olması sağlanır.

Kürtajın tüm riskleri gebelik haftası büyüdükçe artar. Bu nedenle kürtaja karar verildiğinde yasal sınır olan 10. haftanın geçirilmemesi gerekir. 10 haftadan büyük gebelikler illegal olduğu için genelde hastane şartlarında değil izbe muayenehanelerde uygulanmaktadır. Bu durumda zaten artmış olan risklerin daha da katlanmasına olanak sağlar. Medyada büyük gebelik sonlandırılırken hayatını kaybeden pekçok genç kadının haberleri maalesef sıkça yer almaktadır. Adet gecikmeniz olmasa bile gebelik şüpheniz varsa mutlaka bir jinekoloğa müracaat ediniz.

İşlemden önce:

  • İşlemin yapılacağı merkeze mümkünse yanınızda işlemden sonra size eşlik edebilecek bir arkadaşınızla geliniz.
  • İşlemden 6 saat öncesinden ağızdan birşey almayınız. Buna su da dahildir.
  • İşlem odasına alınmadan önce mutlaka tuvalate giderek mesanenizi boşaltınız.

İşlemden sonra

  • İşlemden sonra ayılma odasına alınarak burada 30-60 dakika kadar dinleneceksiniz.
  • İşlem sonrası normal bir şekilde evinize ya da işinize gidebilirsiniz. Doktorunuz başka bir şekilde önermediyse herşeyi yiyip içebilirsiniz. Bu konuda herhangi bir kısıtlama yoktur. Uzun süredir aç olduğunuz için şekerli birşeyler yemenizde yarar vardır.
  • Genel anestezi sonrası 6-8 saat araba kullanmak gibi dikkat isteyen aktivitelerde bulunmamanız uygun olacaktır.
  • İlk 1-2 gün adet sancısı benzeri ağrılarınızın olması normaldir. Bu durumda doktorunuzun size önereceği ağrı kesicileri alabilirsiniz.
  • Doktorunuz operasyon sırasında size koruyucu antibiyotik yapmamış ise daha sonra kullanımınız için reçete verebilir.Bu antibiyotiği doktorunuzun tarif ettiği şekilde kullanınız.
  • İşlem sonrası 3-4 gün kadar kanamanız olabilir. Kanama ile birlikte ufak pıhtı ya da parçalar da düşebilir. Bu tamamen normal ve beklenilen bir durumdur.Buna karşılık kanamanın olmaması da anormal bir durum olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle kanamanız olmasa da endişelenmeyiniz.
  • İşlem yapılan günü son adet kanamanızın ilk günü gibi kabul edebilirsiniz buna göre yaklaşık 1 ay sonra ilk adet kanamanız olacaktır. Eğer 40 gün içinde adet görmezseniz mutlaka doktorunuzu arayınız.
  • Kanamanız devam ettiği sürece havuza, denize, jakuziye girmek sakıncalıdır. İşlemden hemen sonra duş şeklinde ayakta banyo yapabilirsiniz.
  • Kanamanız devam ettiği sürece cinsel ilişki sakıncalıdır. Kanamanız bittikten sonra ilişkiye girebilirsiniz.
  • Kanamanız adet kanamasından fazla miktarda olursa ya da ateşiniz 38 derecenin üzerine çıkarsa mutlaka doktorunuza haber veriniz.
  • Aksi belirtilmediği taktirde işlemden 1 hafta sonra kontrol randevunuza gidiniz

Kürtajın Yasal yönü

Ülkemizde gebelik sonlandırılması amacı ile yapılan küretajlar yasa ile tanımlanmış ve sınırlandırılmıştır. Buna göre 18 yaşından büyük ve evli olan kadınlar hem kendi hem de eşlerinin rızası ile küretaj olabilirler. Evli olmayan kadınlarda eş rızası aranmaz. 18 yaşından küçük kişiler ise ancak veli veya vasilerinin onayı ile kürtaj olabilirler. Kürtaj bir mahkeme sonucu verilmiş bir karar ise işlemden önce mahkeme kararının tebliği gerekir.

Yasal olarak kürtaj yaptıracak evli çiftlerin ve işlemi yapacak olan hekimin aşağıdaki formu doldurmaları istenir.

RAHİM TAHLİYESİ İÇİN İZİN BELGESİ
         
KİMLİK Gebe Veli Vasi
Soyadı :
Adı :
Baba Adı :
Doğum yeri, tarihi :
Nüfusa kayıtlı olduğu
........İl :
........İlçe :
........Köy-mahalle :
........Cilt :
........Hane :
Adres :
HAKİMİN İZNİ:
(Kararın onaylı örneği eklenecek)

Mahkemenin Adı:

Karar Tarihi:

Karar No:

MÜDAHALADEN ÖNCE GÖREVLİ DOKTORUN AÇIKLAMASI
Rahim tahliyesi işleminin tıbbi sonuçları, muhtemel komplikasyonları, ağırlığı ve önemi, rıza ve izin olmaksızın bu işlemin yapılamayacağı, rızanın ve iznin kapsamı ve konusunun tıbbi zorunluluk olmaksızın aşılmayacağı, gebe kadına, eşine, veli ve vasiye anlatıldı.

.........................................................................Tarih:
.........................................................................Görevli Doktor:

RIZA
Müdahaleden önce, görevli doktorun tüm açıklamalarını dinledik.Rahim tahliyesine rıza ve iznimiz olmadan girişilemeyeceği, bu işlemin tıbbi sonuçları ve muhtemel komplikasyonları bize etraflıca anlatıldı.Bu konuda, sorumlulukların bize ait bulunduğu bilincinde olduğumuzu, hiçbir şiddet, tehdit, telkin ya da maddi ve manevi baskı altında olmaksızın rahim tahliyesini kabul ettiğimiz, gebeliğe son verme nedeniyle doğacak sonuçları gerek birbirimiz ve gerek doktor ve hasta aleyhine kullanmayacağımızı, sonucuna katlanacağımızı ve gebeliğe son verme işlemine rıza gösterdiğimizi beyan ederiz.
.........................................................................
Tarih:

Gebe Veli Vasi

Getirdiğim belgedeki imzanın eşime, vasime ait olduğunu ve bundan doğacak hukuki sorumluluğun bana ait bulunduğunu beyan ederim.
.........................................................................Tarih:
.........................................................................Gebe:

Gebeliğe son verme işlemi ile ilgili işbu izin belgesi huzurumda düzenlendi.
.........................................................................Tarih:
.........................................................................Görevli Doktor:

Not:

1. Okur yazarlar imza edecekler, olmayanlar sol elin baş parmağını basacaklar.
2. Veli olarak ana-baba, anlaşmazlık halinde baba, baba ölmüş ya da yoksa ana.
3. Eş, veli ya da vasiden hangisi gereksizse o çizilecektir.

Eğer işlem genel anestezi altında yapılacak ise yine hastadan muaffakatname adı altında bir form doldurması istenir.

10 haftadan büyük gebelikler ancak anne hayatını tehlikeye atan bir durum, ya da bebekte anomali varlığında ve heyet kararı ile sonlandırılabilir. Aksi davranışlar hem işlemi yapan hem de yaptıran için ciddi cezai yaptırımlara sahiptir.

 

DR ALPER MUMCU



Bu yazı ilginizi çektiyse aşağıdaki yazıları da okumanızı öneririm